15 Ağustos 2017 Salı

Meyve Suları Hakkında...

Herkese merhaba…

Yine bir sağlık bilgisi ile geldim J Yıllardır asla içmediğim, tadını unuttuğum meyve suları hakkında karşınızdayım J


Bilmiyorum ne sıklıkta tüketiyorsunuz veya benim gibi asla diyenlerden misiniz ama inanın hiç masum değiller! Sana kalsa ne tüketeceğiz biz ya diyenler vardır eminim ama vallahi benim suçum yok J İçeriği temiz bir şey kalmadı maalesef!

İlk olumsuzlukla başlayayım. Tabiki de içeriğindeki şeker… Anormal düzeyde glikozunuzu fırlatıyor ve bu zaten başlı başlına yeterli. Çünkü şeker insanı gerçekten öldürüyor. Tümör besler, iç hastalıklar başlar, cilt bozulur bu şekilde uzar da gider. Yüksek kan şekeri vücutta yağa dönüşür ve sadece karın bölgesinde değil karaciğer başta olmakla beraber organlarınızda yağ birikmesine neden olur.

He sanmayın ki içerisindeki meyvenin kendi şekeri (früktoz). Tabiki de ek var içinde. Glikoz-fruktoz şurupları. Aman diyorum başlı başlına bir zehir. Kaçın yani!
Yetti mi yetmedi J İçindeki katkılar ne oluyor? Tabiki de zehir görevi görüyor yine. Özellikle şeker ile etkileşime geçerek daha zararlı hale geliyorlar.

Ne mi öneririm? Taze meyvenin evde kendiniz tarafından sıkılmış suyunu. Üşenmeyin çocuklarınıza yapın bunu. Ama tabi meyveleri de orantılı kullanarak. Onlardan da çok fazla meyve şekeri almamak lazım. Kısaca abartmadan yani. Mesela üzüm, kavun, karpuz gibi meyvelerin glisemik indeksi (Glisemik İndeks Hakkında) çok yüksek o yüzden aşırıya kaçmadan sıkın derim.

Sağlıkla kalın…

Görüşmek üzere…


13 Ağustos 2017 Pazar

Yves Rocher Vinaigre De Rinçage... (Parlatıcı Saç Güzellik İksiri)

Herkese selam…

Bu kez ürün paylaşımı ile geldim J Yves Rocher’den yine tabiki :D Bayılarak kullanıyorum, neredeyse bütün ürünlerini hem de!


Bu üründe, saçlarının cansız ve soluk olduğunu düşünenlere gelsinn ;) Parlatıcı saç güzellik iksiri diye geçiyor kendisi ve bunu yapıyor mu? Vallahi yapıyor J

Benim için önemli olan ilk unsur tabiki de bitkisel içerikli olması. Silikon, paraben içermemesi de bonus yine J Ürünün içeriğinde frambuaz sirkesi var ve görevi saçınızı kirece karşı koruyarak parlaklık kazandırmak!

Kullanımı ise; saçlarınızı yıkadıktan sonra, son durulama suyunda kullanıyorsunuz. Ve yine bol su ile duruluyorsunuz.

Anormal derecede parlaklık, ipeksi bir saç evet yapıyor. Haftada 1 veya 2 kez kullanıyorum. 150 mL.lik bir şişede. Az gibi dursa da gayet uzun gidiyor J

Fiyatı 29,90 ama sanırsam şuan yine indirimde 23,90 olması gerekiyor J

Aşırı memnun kaldığım ürünleri paylaşmaya çalışıyorum. Umarım sizde memnun kalırsınız!


Görüşmek üzere…

Not: Ürünü kendim temin ettim..

11 Ağustos 2017 Cuma

Uyku Deyip Geçmeyin!...

Herkese selam…

Yine güzel bir konu ile geldim hepinize J Günde kaç saat uyuyorsunuz ve uyku kalitesini nasıl arttırırsınız?


Özellikle yaş faktörü göz önüne alınarak uyku
saati belirlenmiş. Yetişkinlerin uyku süresi ise en az 7, en fazla 9 olarak belirtiliyor. Metabolik faaliyetleriniz için şart olan bu süre gerçekten!

Uykusuz kalmak aşırı derecede vücudunuza zarar evet, ve aslında mantık çok basit. Kendinizi uykuda şarj ediliyor gibi düşünün. Eksik olduğunda gün içerisinde asla tam verimli olamazsınız . Enerjiniz eksik kalır ve hop enerji karşılamak için yemeğe koşarsınız J Ee noldu sonra sağlıksız beslenme ve kilo artışı!

Uykunun etkileri ise; gece boyunca vücudunuz melatonin ve büyüme hormonu salgılamaktadır. Ve bedeniniz için çok önemlidir. Çünkü fiziksel görüntünüzü etkiler. En fazla gece yarısından sonra salgılandığı için; kırışıklarla savaşmada akşam 10 ve sabah 6-7 arası uykuda olmak gereklidir 💚

Eğer yaralarınız var ise, uyku sağlığı yine önem taşıyor. Uyku esnasında yaralarınız hızla iyileşmektedir. Yani size en büyük ilaç aslında 💃

İşin özeti; uyku sağlığı için; melatoninin salgılanmasını rutinleştirmek en başta gerekli olan şeydir. Daha sonra hafif gıdalar tüketmek, alkol ve şekerli gıdaları uykudan önce almamak gereklidir.

Bir kez deneyin; akşam uyumadan hemen önce eğer tatlı tüketirseniz muhtemelen sabah aşırı bir baş ağrısı ile uyanırsınız. Hatta yüzde yüz oran bile verebilirim bunun için defalarca denemişliğim vardı J

Son söylemek istediğim ise; rüyalarınızı etkileyen ve sizi bebek uykusuna yatıracak olan şey ise; odanızı uyumadan önce havalandırıp lavanta ile kokutmak. İsterseniz yastığınıza 1-2 damla lavanta yağı damlatın veya isterseniz de lavanta esanslı oda spreylerini odanıza sıkın. Farkı gerçekten göreceksiniz, deliksiz müthiş bir uyku sizi bekliyor olacaktır 💤
Kesinlikle öneriyorum J


Görüşmek üzere…

8 Ağustos 2017 Salı

Gıda Takviyeleri Nasıl ve Ne Zaman Kullanılmalı?...

Herkese selam...

Günlük gıda takviyesi alıyor musunuz? Ya da alınmaması gerektiğini düşünenlerden misiniz? Peki, eğer alıyor iseniz nasıl ve ne zaman almalısınız bugün buna değinmek istedim J



İlk takviye Omega3; vücudumuz üretmediği için mutlaka vücuda alınması gerekiyor. Eğer balık tüketiyor iseniz (rutin olarak haftada 1-2 gibi) o halde Omega 3 takviyesi almanıza gerek yok. Fakat benim gibi asla yiyemem diyenlerdenseniz; takviye gerçekten şart! Önemli noktası; günde 1 tabletten fazla almamak, aynı anda Omega 6 da içerenleri kullanmamak (Omega 6 yı gıda ile zaten alıyorsunuz), kan sulandırıcı etkisi olduğu için kan sulandırıcı ilaçlar ile kullanmamak ;)

İkinci takviye Multivitaminler; aslında öğrendiğim ve kendimden de onayladığım kadarıyla (lisans ve yüksek lisans eğitimimde ve kendi doktorlarımın önerisi doğrultusunda) vitamin almak gerekiyor ise; bunu ayrı ayrı almamız gerektiği kanaatindeyim. Örnek olarak günlük C vitamini alıyorum ama sadece C vitamini! Multivitaminleri bana öneren hiçbir doktora rast gelemedim. Çünkü hangisine ihtiyacınız olduğunu bilemezsiniz ve kafanıza göre kendinizi kötü hissedip içerisinde bütün vitamin ve mineralleri içeren bir takviyeyi almanız zarar olacaktır size. Toksik etki kesinlikle yaratır eminim! Doktorunuza danışarak, sadece eksik olanı belirtilen dozda almanız yüksek oranda fayda sağlayacaktır ;) Yine önemli noktası; vitaminler asla akşam içilmez, uykusuzluk ve çarpıntı yapar. Her zaman tok karnına alın. Aç karnına asla içilmez aman dikkat!

Aslında daha o kadar çok takviye var ki! Sadece genel de kullanılanları yazmak istedim yoksa ciddi anlamda sayfalarca yazarım J Yine de belirteyim önemli noktaları;

Örnek olarak eğer E vitamini takviyesi kullanıyorsanız (ki doktor önerisi ile alın çünkü yağda eriyen bir vitamin), bununla beraber Omega 3 alırsanız kan akışınızı olumsuz yönde etkiler. Aman dikkat!

Ginseng ve Gingko özleri takviyeleri uykusuzluk yapar. Bu sebeple sabah alınmalıdır. Aynı şekilde B12 takviyesini de sabah almanız yararınıza olacaktır.

Son söylemek istediğim ise; takviyeleri kür olarak almalısınız. Örneğin; Ginseng alıyorsanız 3 ay kullanıp 1 ay ara vermeniz gereklidir. Ki ben bunu bütün takviyelerde yapıyorum. Yani 365 gün asla kullanmıyorum. Tabiki de kan tahlilleri ve doktor kontrolünde ;)

Sağlıkla kalın…


Görüşmek üzere…

4 Ağustos 2017 Cuma

Green Clean Organik Likit Sabun...

Herkese tekrardan merhaba…

Son yazımda kanser sebeplerini belirttim. Ciddi ilgi çekici bir konu oldu teşekkür ederim herkese. Yorumlarda ise; kullandığım sabun soruldu sevgili Birsen tarafından ve yeni yayın yaparak ürünü sizle paylaşmak istedim hemen J

Belki çok mu abartıyorsun acaba diye düşünenler olabilir ama bence az bile dikkat ediyorumJ Kullandığım sabunun içeriğine de dikkat etmek istedim ve uzun süredir Carrefour’da satılan (başka nerede var gerçekten bilmiyorum) resimde gördüğünüz ürünü kullanıyorum. 



Green Clean organik portakal yağlı likit sabun. Ürün bitkisel ve gerçekten doğal. GDO, Fosfat, SLES, Klor, Paraben gibi zararlı kimyasal içermiyor ki ürün etiketinde belirtiliyor. Vegan ürün ayrıca. Petrol ve hayvansal kaynaklı hammaddeler içermiyor. Çevre ve cilt dostu.



Kokusu cidden aşırı güzel, portakal yağından dolayı. Mis gibi kokuyor J 500 ml’lik ürün.
Fiyatı ise 10 tl idi yanlış hatırlamıyorsam. Farklı bir çeşidi yok. Sürekli bittikçe alıyorum. Dışarıda tabiki de bu ürünü kullanamıyorum ama zararın neresinden dönsek kardır diyorum yine ;)

Boş kalan şişeyi paylaştım o yüzden resim birazcık bulanık gibi olmuş sanki, hızlı çekmiştim çünkü J Bu arada markanın farklı ürünleri de var. Eğer denk gelirseniz inceleyin derim. Onları da evde kullanıyorum ve gayet memnunum ;)

Görüşmek üzere…




3 Ağustos 2017 Perşembe

Neden Kansersiniz?...

Merhaba…

Uzun zamandır aklımda olan Dr. Taner Akman’nın bir yazısını paylaşmak istiyorum sizlerle. Vakit ayırıp bence okuyun derim. Gerçekten çok güzel yazılmış çünkü.


Neden Kansersiniz?

“Hayatında hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin. Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.

Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.

Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin. Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohutunu, fasülyeni bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti.

İnsanlar 4000 yıldır misvak vb. doğal malzemelerle diş fırçalarken sen gittin 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin. Bal ve karbonatın dişlerini tartarlardan bile temizlediğini bilmedin ve dişleri de o macunlarla çürüttün.

Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın. Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.

Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.

Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.

Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun. 

Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun. Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)

Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.
Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttun ama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.

Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin.

Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midir hiç merak edip araştırmadın incelemedin.

Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.

Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.
Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.

Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.

Sobayı attın ve evine klimayı ve elektrikli ısıtıcıyı soktun.

Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın… 

Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?” 



.............Evet maalesef bunların çoğunu hepimiz yapıyor ve yaşıyoruz ama o kadar doğru ve yerinde yazılmış ki! Gerçekten çok beğendim ve paylaşmak istedim. Sağlık her şeyden önemli değil mi!

Görüşmek üzere…


1 Ağustos 2017 Salı

İdrardaki pH Seviyesine Dikkat!!!

Herkese selam…

Bugün ürün değil önemli bir konuyu paylaşmak istedim. İdrardaki pH seviyesi!

Hep söylüyorum, rutin check-up yaptırın ne olur diye. Check-up larda yaptırdığınız idrarınızdaki pH seviyesini kontrol edin. Bu o kadar önemli ki! Değerin kaç olduğuna göre sağlıklı ya da alkali bir vücuda sahip olduğunuz ortaya çıkıyor. Nasıl mı hemen anlatıyorum…


pH değeri 0 ile 14 arasında değişkenlik gösterir. 0 ile 7 aralığı asidik iken 7 ile 14 aralığı bazik (alkali) olarak belirtilir. 7 ise nötr dür. Yani ne asidik ne baziktir.

İdeal olan; 7.2 üzeri olmaktır.  Eğer 7 nin altında iseniz; oksijen miktarınız düşük demektir. Bu da beraberinde sorunları getirir. Eğer 5.5 ‘in altında iseniz; vücudunuzda asidoz kanser başlamış demektir.

Bütün incelemeler gösteriyor ki; kanserli olan insanların idrar pH değeri 4.5 çıkıyor. Hatta 2-2.5 olanlar bile var. Asitleşmeden dolayı vücutta çürüme başlıyor. Çünkü kanser hücreleri hem oksijeni sevmezler hem de baz ortamda (alkali) yaşamayı sevmezler.

Siz vücudunuzu sürekli check-up larda görerek, ideal değerlerinizi belirleyebilirsiniz. Kendinizi alkali yaparak (ideal pH seviyesi 7.3-8 arasıdır) sadece kanserden değil, bir çok hastalıktan da kurtulursunuz. En basitinden; kış aylarında asla hasta olmazsınız. Çünkü birçok bakteri, virüs de aynı kanser gibi asidik ortam severler.

%100 kendimden söylüyorum asla hasta olmuyorum! pH seviyemi her check-up’ta (yılda 2 kez) sabitledim resmen. 7.2 ve 7.8 arası değişiyor. Tabiki, beslenme şeklim ile oluyor. İşlenmiş gıdalardan uzak durup, limonlu su ve karbonatlı su, yeşil yapraklı çiğ sebzeleri ağırlıklı tüketerek bunu başarıyorum.  Eczanelerden pH ölçer kağıtları alarak da ölçüm yapabilirsiniz.

Siz de dikkat edin kendinize lütfen! Yaşam kaliteniz değişecek emin olun…

Görüşmek üzere…