30 Nisan 2017 Pazar

Kansızlığa İyi Gelen Gıdalar...

Herkese merhaba...

Yaz artık kendini göstermeye başladı ve ben de bu duruma çok sevinenlerden değilim. Çünkü gerçekten en sevdiğim mevsim kış J Konuyu çok saptırmadan hemen asıl konuma döneyim. Kansızlık birçok insanın sorunu ve bazıları da sürekli ilaç kullanmak durumda L Fakat eğer aşırı bir kansızlığınız yok ise (genetik olabiliyor) bazı gıdalarda bu durumun önüne geçmeyi başarabiliyor. Şimdi bir bakalım;



Bu durum en fazla hamilelerde, çocuklarda, bayanlarda görülüyor. Demir eksikliği anemisi ciddi derecede başa bela! Tedavi önemli çünkü özellikle çocuklarda bu duruma bağlı olarak enfeksiyon riski artıyor. Yetişkinlerde sürekli yorgunluk, eklem ağrıları görülüyor.

Tüketilmesi gereken gıdalarda en başı kırmızı et çekiyor. Sonrasında ise, karaciğer, tavuk eti, balıketi, üzüm, pekmez, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kuru dut, fındık geliyor. Önemli nokta; bu gıdaları C vitamini ile birlikte tüketirseniz demir emilimini arttırır. Ters etki olarak da kalsiyum içeren gıdalar da demir emilimini azaltır. Bu duruma dikkat etmek gereklidir.

Eğer kırmızı et tüketemiyor iseniz; benim kendimden onayladığım demirimi arttıran gıda pekmez oldu. (keçiboynuzu özellikle) Her gün sabahları aç karnına bir yemek kaşığı tüketerek tam 3 ay sonra kan tahlili ile demir miktarıma tekrar baktırdım ve 40  µg/dL iken 120  µg/dL’ye ulaştı ve hiç ilaç takviyesi kullanmadım.

Doktor kontrolünde kan tahlilleriniz yapmaya özen gösterin. İnanın bunun dışında anlaşılmıyor sağlık sorunlarınız. Senede 2 kez alışkanlık haline getirin derim ;) Sağlıklı bir hayat dilerim herkese...


Görüşmek üzere…

27 Nisan 2017 Perşembe

Kullandığınız İlaçlara ve Tükettiğiniz Gıdalara Dikkat Edin...

Herkese selam…

Bugün yine birazcık dikkat etmemiz gereken bir konuya değinmek istedim J Sizlerin de bildiği gibi bazı ilaçları ve gıdaları birlikte tüketmemiz gereklidir. Ama tabii buna pek dikkat etmeyiz oysa önem verilmesi gerekli bir konu. Şimdi bir bakalım;



Astım, bronşit ve diğer akciğer hastalıklarının tedavisi için kullanılan ilaçları kafein ile birlikte tüketmemeniz gereklidir. Çünkü kafein bu ilaçların içerisindeki maddelerin (teofilin) toksisitesini arttırır.

Kalp ve böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçları, potasyum içeren yiyecekler ile birlikte tüketmemeniz gereklidir. Çünkü bu ilaçlar zaten kanınızdaki potasyum değerini arttırır. Fazla potasyumda, kalp ritmi bozukluğuna (Potasyum Deyip Geçmeyin), nefes darlığına neden olur.

Kalp yetmezliğinde kullanılan ilaçları ise meyan kökünden uzak durarak almanız gerekir. İkisi bir arada vücuda alındığında kalp ritminde sorunlara neden olur hatta kalbiniz durabilir de. Meyan kökü ise pastalarda, şekerlemelerde ve birada bulunmaktadır.

Kötü kolesterolünüzü  (LDL) düşürmek için ilaç kullanıyorsanız turunçgillerden (özellikle de greyfurt) uzak durmalısınız. Çünkü bu meyveler aşırı doz etkisi yaratarak 1 tane tableti bile 20 tablet içmişsiniz etkisine neden olur.

Kan sulandırıcı ilaçlar kullanıyorsanız (pıhtı önlemek amaçlı), sarımsak, kızılcık, zencefil, acı biber, tarçın, zerdaçal gibi baharatları sınırlı tüketmelisiniz. Bu baharatlar ilacın içindeki madde ile (varfarin) bir araya geldiğinde daha fazla kan sulandırıcı etkisi olacaktır.

Tiroid hormonu ilacı kullanmak zorunda iseniz; soya, kestane ve lif tüketiminize dikkat etmelisiniz. Çünkü üçlü ilacın emilimini azaltır.

Antibiyotik içiyorsanız (ki zorunlu değilse uzak durun derim), kalsiyum aldığınızda ilacın etkisinde ani düşüşler olur. Süt ve süt ürünleri en güzel örneğidir.

Ağrı kesici aldığınızda (ibuprofen içerenler için), meşrubatlardan uzak kalmalısınız. Sebebi; asitli içeceklerdeki karbondioksit ve asit ilacın emilimini arttırır ve böylece ilacın dozu değişmiş olur. Hal böyle olunca toksisitesi artar bu durumda da böbrekleriniz zarar görmüş olur.

Son olarak antideprasan ilacı kullanıyorsanız; eski kaşar, kurutulmuş etler, konserve et ve balıktan mümkün olduğu kadar uzak kalmalısınız. Sebebi bu gıdalardaki tiramin maddesi antideprasanlar ile tansiyonda kritik yükselmeye sebep olabilir.

Aman diyorum kullandığınız ilaçlara her zaman dikkat edin. Yanında yemiş olduğunuz gıdalar ile vücudunuzda çok farklı etkiler yapabiliyorlar. Yine söylüyorum sağlık her şeyden önemli ;)

Görüşmek üzere…


25 Nisan 2017 Salı

Yüzdeki Kızarıklıklar ve Sivilceler Bakın Neyi Belirtiyormuş...

Herkese merhaba…

Yüzümüzdeki renk değişimlerinden ve bölgesel çıkan sivilcelerden, vücudumuzda neler olduğunu anlayabiliyoruz J Aynen öyle ilginç gelebilir, bende şaşırdım ilk duyduğumda ve hemen paylaşmak istedim. Daha çok Çinli doktorlarının belirttikleri bir durummuş bu. Şimdi bir bakalım;



Alın ve kaşların tam üzerinde oluşan kızarıklıklar, çok yüksek bir ihtimalle sindirim sistemi ile ilgili bir sorun olduğunu gösteriyor. Yağlı ve kızartılmış gıdaları tüketmeyerek değişimi fark edebilirsiniz.  Bir de alkol alımını azaltmak gerekiyormuş.

Burun üzerinde çıkan sivilceler; kalp ve dolaşım sistemi ile ilgili bir soruna işaret ediyor. En büyük nedeni de stresmiş. Düzenli uyku ve ayrıca spor ile de bu durum çözülebiliyormuş.

Kulak üzerinde çıkan sivilceler ise; Çinli doktorlara göre böbrek ve boşaltım sistemi ile doğrudan alakalı. Daha fazla su içerek ve kahve ile tuz tüketimini azaltarak dikkat etmeniz gerekiyormuş.

Yanaklar ile elmacık kemiklerde oluşan kızarıklar için; yanakların üst bölgesi akciğer ve bronşlar ile bağlantılıdır. Burada çıkan sivilceler solunum sistemi ile ilgili bir problemi belirtiyor. Bunun yanında alerjiler de aynı bölgede aktif sivilce oluşumuna neden oluyor. Yanakların alt bölgesinde kızarıklık var ise; dişlerle alakalı bir soruna işaret ediyormuş.  Yanak bölgelerindeki kızarıklıkları önlemek için; temiz hava, bol yürüyüş, sigaradan vazgeçme ve az şekerli gıda tüketimi öneriliyor.

Dudak çevresinde oluşan kızarıklık ve yaralar; sindirimle alakalı bir sorunu belirtiyor. Hazımsızlık ve bağırsak spazmı da yanında bonusu imiş J Fast-food’lardan uzak durarak ve lifli gıdalar tüketerek önleyebilirsiniz.

Son olarak çenede oluşan kızarıklıklar için; üreme sistemindeki bir soruna işaret ediliyor. Hormonal dengesizlik en baş faktör olmuş oluyor.

Açıkçası benim ilgimi çekti ama akademik bir makaleye pek rastlamadım. Tesadüf müdür bilemiyorum ama yanaklarımın üst bölgesinde minicik sivilce çıktığında genelde alerjen bir durumla karşılaşmış oluyorum ki en son yazımda da mevsim geçişlerinden dolayı sorun yaşadığımı belirtmiştim.

Doğru mu değil mi kararı siz verin artık, ben karar veremedim J

Görüşmek üzere…


23 Nisan 2017 Pazar

Mevsim Geçişleri ve Alerjik Rinit...

Merhaba tekrardan…

Malum havalar fazla değişken durumda. İstanbul’da bir günde 4 mevsimi net yaşayabiliyorsunuz şu sıralar. E tabi, mevsim geçişi demek hastalık demek, alerjik reaksiyonlar demek. Bende nasibini alanlardanım J

Bitki polenlerinin rüzgar yardımı ile ortalıkta bir sağa bir sola gezmesi ben dahil birçok kişide alerjik rinite neden olabiliyor. Tabi genetik etki de rol oynuyor bu hastalıkta ama önlem almamanın da etkisi yüksek.

Gelelim belirtilere; bildiğiniz gibi aksırık, burunda kaşınma, gözlerde kaşınma ve sulanma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hafif boğaz ağrısı, yorgunluk.  Enfeksiyon hastalıklarından en önemli farkı ise ateş olmuyor alerjik rinitte J

Açıkçası ben her mevsim geçişinde bu sorunla karşılaşıyorum ama önlem alarak, tükettiğim besinlere dikkat ederek çabuk atlatıyorum.  Aldığım önlemler; sigara içilen ortamlara asla girmiyorum. Saç spreyleri (benzeri her şey), yoğun parfümler veya ağır kokulu kimyasallardan bir süre uzak kalıyorum. Hatta kimyasallara deyemiyorum bile J Eğer aşırı kötüleşir isem geceleri bir tane doktorumun önerdiği antihistamin ilacından kullanıyorum. Burun spreyleri de baya işe yarıyor bilginize.

Günlük beslenmede ise; yumurta, kuruyemiş asla tüketemiyorum. Çünkü bu gıdalar ciddi anlamda kaşıntı gibi sorunlara neden oluyor. Özellikle buna dikkat ediyorum.  Mevsim geçişlerini hafife almayın derim J


Sağlıkla kalın…

20 Nisan 2017 Perşembe

Domol Leke Çıkarıcı Kalem...

Herkese selam…

Bugün bir kurtarıcı olan Domol leke çıkarıcı kalemden bahsetmek istiyorum. Çantaya atmalık, minik şirin bir şeydir kendisi J


Özelikle dışarıda iken benim gibi birazcık sakarsanız, üzeriniz sürekli çay, kahve, yemek gibi lekeler oluyor ise bu ürün kurtarıcı oluyor. Yalnız bildiğim kadarıyla Rossman’larda satılıyor sadece.

Kullanım şekli ise; leke çıkana kadar birkaç defa direk lekenin tam üzerine uygulanmalı. Her yüzeyde uygulanabiliyor, denedim onayladım bende J Kendi ambalajında da mürekkep lekesine bile uygun olduğu yazılmış. Bir tek bunu denemedim ama çay lekesi, kahve lekesi gibi lekelerde gerçekten işe yarıyor. Tek dikkat edilmesi gereken; leke oluştuğunda anında lekenin üzerine uygulamak. Çünkü bir kez kurumuş lekede denedim ama faydası olmadı. Galiba bu sebeple yanımızda taşımalık yapmışlar J

En çok da sık seyahat ediyorsanız, gayet uygun olacaktır sizin için. Bu arada fiyatı da 7-8 lira gibi olması lazımdı.


Görüşmek üzere…

18 Nisan 2017 Salı

Kan Grubunuza Göre Beslenme...

Merhaba…




Bugün ilk kez bir kitaptan bahsedeceğim sizlere. Belki bilenleriniz vardır ama ben kendisiyle yakın zamanda tanıştım ve gerçekten ilgimi çekti. Çokta çabuk okudum. Kitabın adı Kan Grubunuza Göre Beslenme. Yazarı ise Dr. Peter J. D’Adamo ve New York Times Bestseller’den. J



Kitabın ana teması aslında isminden belli. İlk önce kan gruplarının tarihlerini anlatıyor. Çok da güzel değinmiş. Daha sonra atalarımızın beslenme şekillerinden, kan gruplarının oluşumundan, hangi kan grubunun hangi besinleri tüketmesi gerektiğinden bahsediyor ve hatta çokta güzel tablolar ile belirtiyor.

Örnek olarak B grubu kana sahip insanların süt ve süt ürünlerini kolaylıkla tüketebileceğini fakat A grubu kana sahip insanların ise buna uyumlu olmadığını, sindirim ve bağışıklık sorunları yaşayabileceğini anlatıyor. Özellikle de sinüs ve solunum yollarında mukus birikmesine yol açabildiğine değinmiş. İçeriği gayet güzel ve çok fazla tatmin edici bilgiler var. Beslenmeye bağlı hastalıkların oluştuğunu zaten biliyoruz, bir de bunun üzerine kan grubunuza bağlı beslenme şekli de eklenince, her şey daha fazla yerine oturuyor.

Ben kitabı kesinlikle öneriyorum. Birçok şey öğrendim. Umarım sizde beğenirsiniz. Sağlıkla ilgili her şey bizim için önemli değil mi zaten J


Görüşmek üzere…

16 Nisan 2017 Pazar

Gıda Etiketlerindeki Bazı Bilgiler...

Merhaba herkese…

Gıda etiketlerinin gerçek anlamlarını biliyor musunuz?  Bugün birazcık değinmek istedim. Umarım faydalı olur.



İlk olarak 'şeker ilavesiz' ne demek ona bakalım... Şeker yerine, tadı şekere benzeyen kanserojen maddeler kullandık demek.

'Az yağlı' gıdadır ise; yağ yerine çok daha zararlı bir kimyasal kokteyli ilave ettik demek.

'Vitaminler ile zenginleştirilmiş gıda'; özellikle çocuklarınıza yedirdiğimiz kötü kimyasallar ön planda olmasın diye, sağlıklı bir şekilde beslenen insanların yeterince vücuduna aldığı bazı bileşenlerin yapay olanlarını ekledik demektir.

'Yapay aroma'; adı üstünde zaten J damağınıza lezzetli bir gıda yemiş izlenimi yaratacak olan kimyasal karışımlar ekledik demek.

Bir de 'doğal aroma' var. Sanmayın ki bu doğal! Gıdanın içerisinde doğal bir şeylerin var olduğunu belirtmek amacıyla bir-iki damla limon suyu ekledik demek.

Son olarak ise 'doğala özdeş aroma' içeren gıdalar vardır. Bunlar da; aslında doğallıkla hiçbir ilgisi olmayan, laboratuvar ortamında hazırlanmış kimyasallardır.

Sonuç olarak; mümkün olduğu kadar işlenmiş gıda tüketmemeye özen göstermek gerekli. Bu belirttiklerim gıda ambalajlarında evet zaten yazıyor. Ama çoğu insan okumuyor bile. Fakat sağlık gerçekten çok önemli… Hiçbirini hafife almayın derim.


Görüşmek üzere…

13 Nisan 2017 Perşembe

Acı Kırmızı Biberli Merhem...

Herkese merhaba…

Bugün sizlere daha önce mentollüsünden bahsetmiş olduğum merhemin acı biberli olanından bahsedeceğim. Önceki yazımda da belirtmiştim başka bir çeşidi daha var diye J




Şanlı markasına ait ağrı kesici doğal minik (büyük boyu da bulunuyor) bir merhem. Mentollü olanı bitince ilk kez bu çeşidini aldım. Çokta memnun kaldım.

Etkin maddeleri; kapsikum oleoresin (acı kırmızı biber), mentol, kafur, metil salisilat. Yardımcı maddeleri ise; likit parafin ve vazelin. Mentollü olanına göre; bu bildiğiniz turuncu renkte ve ağrıyan bölgeye sürdüğünüzde, birkaç dakika sonra o bölge turuncu-kırmızı renk oluyor. Ama 20-25 dakika sonra yavaştan geçiyor ve o süre içerisinde de ağrıdan eser kalmıyor ;)

Kesinlikle tavsiye ediyorum. Migren ağrınız var ise; bu çeşidi de gayet güzel. Bir tık daha etkili gibi hatta. Birazcık sızlatma etkisi de mevcut.  Küçük olduğundan çantanıza sürekli bulundurabilirsiniz. J

Eczanelerde mevcut ve fiyatı da çok uygun J


Görüşmek üzere…

12 Nisan 2017 Çarşamba

Mikrodalga Fırınlar mı Uzak Durun...

Selam herkese…

Evinizde mikrodalga kullanıyor musunuz? Peki, mikrodalga fırınlar sizce ne kadar güvenilir? En önemlisi de gerçekten gerekli mi?



Öncelikle mikrodalgaların gıda üzerindeki işleyiş prensibinden bahsedeyim. Bu fırınlar içerisinde bulunan bir parça yardımıyla (magnetorn deniyor buna), enerjiyi mikrodalgaya dönüştürüyor. Bu mikro dalgaların hedefi de, ısıtmak istediğiniz gıdadaki su molekülleridir. Eğer gıda çok kuru bir gıda ise, biraz su ilavesi gereklidir. Yoksa istediğiniz sonucu alamazsınız. Yani bir tabak içerisinde ısıtmak istediğiniz gıdanın kendisinin ısınırken (dumanlar çıkar hatta), tabağın soğuk olmasının sebebi budur.

Zararlarına gelirsek, evet var hatta kanıtlanmış! Bu fırınlarda ısıtılan süt ürünleri ve sebzeleri tüketen insanların kan basıncında ve kalp atışlarında değişimler görülmüş. Sebebi ise, ısıttığınız gıdanın radyasyon içermesi. Aynı şekilde ısıtılan gıdada vitamin ve mineral kaybı söz konusu olabiliyor. Bu durumda da o gıdanın size bir faydası kalmıyor. Eğer gıdayı plastik bir kap içerisinde fırında ısıtmak isterseniz de, plastikteki BPA gıdaya geçiyor ve buda direkt kansere sebebiyet hazırlıyor.

Benim önerim, ne kadar kullanma talimatına dikkat ederek kullansanız da, bence evinize bile almayın. Yaydığı radyasyon miktarı az denilse de sağlığınız için etkisi büyük. Hem de kanıtlanmış zararları da bulunurken, gerçekten hiç gerek yok…


Sağlıkla kalın, görüşmek üzere…

6 Nisan 2017 Perşembe

Vitamin ve Mineral Takviyeleri Hakkında...

Selam…

Bugün vitamin ve mineral takviyeleri hakkında yayın yapmak istedim. J Günümüzde biraz gelişigüzel alındığı için değinmek gerekli diye düşünüyorum.



Aslında takviye almamak gerektiği taraftarı değilim ama yanlış kullanımı o kadar fazla ki! Herkesin vitamin, mineral ve bazı besin takviyesi ihtiyacı; yaşına, cinsiyetine, egzersiz yapma miktarına, kullandığı ilaçlara, uykusuna, stres düzeyine ve beslenmesine göre değişir. Önemli olan kan tahlili ile belirlenmiş olarak, vücudun neye ihtiyaç duyduğunu görmektir. Bu sayede inanın birçok hastalık riskini de önlemiş olursunuz.

Örnek olarak; benim B12 vitamini eksikliğim var idi ve gerçekten çok üşürdüm. Unutkanlık ve sinirlilik de yanında bonusuydu. Son yıllarda biraz daha işin içine girince, vücudumu tanıdıkça, düzenli check-up lar yaptırdıkça hiçbir sorunum kalmadı. Bazen B vitamini, D vitamini takviyesi, bazen de demir takviyesi aldım. Eksikliğini görerek çinko, selenyum takviyeleri aldım. Saç dökülmesi sorunumda yine doktorumun belirlediği dozda biotin, demir, çinko kullandım.
Tabii bunları hep kan tahlili sonuçlarım ile doktor kontrolünde aldım. Yani kafama göre gelişigüzel kullanmadım asla. 

Yaklaşık 2-3 senedir hiçbir sağlık sorunum yok ve hastalık kapımı hiç çalmıyor J Beslenmeme dikkat ederek, işlenmiş gıdaları asla tüketmeyerek, vücudumun ihtiyaç duyduğu protein, yağ ve karbonhidratları orantılı olarak sadece gıda yolu ile alarak bir de bol su ile sorunsuz bir hayata geçtim.

Önemli nokta, takviyeleri asla bir arada kullanmadım. Yani multivitamin olarak almadım. C vitaminine ihtiyacım var ise, sadece C vitamini aldım. Geri kalan bütün vitamin-mineral ihtiyaçlarımı da aynı şekilde kullandım. Çünkü multivitaminlerde her şey var. Örnek olarak, halsiz hissediyorsunuz ve tek başına C vitamini kullanmak yerine (tabi yanında en az 2 litre su şart) multivitamin alıyorsunuz. E noldu, aynı anda demir, magnezyum, selenyum, bakır, çinko gibi mineralleri de aldınız. Hepsinin kombinasyonu çoğu zaman zehirlenmeye de yol açabiliyor. Çünkü onlara ihtiyacınız o dönem de aslında yok olabilir.

Sadece günlük sürekli devam ettiğim bir şey var. O da probiyotik-prebiyotik takviyesi. Aynı şekilde yine günlük aldığım diğer takviye ise omega-3. Fakat omega-3 takviyesini doktor önerisi ile sadece kış aylarında alıyorum.

Bilinçli olduktan ve kendinizi tanıdıktan sonra, düzenli kontrollerinizi de yaptırıyor iseniz, bir de beslenmenize önem verirseniz inanın hayat daha güzel! Hep söylüyorum bilinçlilik çok önemli!

Sağlıkla kalın…


Görüşmek üzere…

4 Nisan 2017 Salı

Potasyum Deyip Geçmeyin...

Herkese merhaba…

Yine uzun bir ara verdim maalesef… Ama döndüm artık J



Çok önemli bir konudan bahsetmek istedim bugün sizlere. Potasyum…

Hiç kan tahlili ile potasyum miktarınıza baktırdınız mı? İnanın vücudumuzda bulunan çok önemli bir mineraldir. Fazlalığı çok büyük sağlık sorunlarına sebep oluyor. Özellikle yaşınız 45 üzeri ise aman dikkat edin! Öncelikle öneminden bahsedelim.

Potasyum, hücre ve organ fonksiyonlarınız için gereklidir. Vücuda alınması gereken en önemli 3 mineralden bir tanesidir. Vücudun pH değerini dengede tutarak, sinir sistemine ve kaslara yardımcı olur. Eğer olması gerekli referans aralığında ise, kalp-damar hastalık riskinizi minimuma indirir.

Gelelim yüksekliğinin zararlarına. Vücudunuza aşırı miktarda aldığınızda, nefesiniz sürekli kesiliyor gibi hissedersiniz ve kalp hastalıklarına zemin hazırlarsınız. Böbrek ve kas zayıflığı da beraberinde gelir. Bizzat örneğini çok yakınımdaki insanlarda gördüm.  Böyle bir rahatsızlığının var ise; yeşil mercimek, brokoli, mantar, ıspanak, kuru kayısı tüketmemeniz gereklidir. Çünkü yüksek oranda potasyum içerirler.

Eksikliğinde ise; sürekli yorgunluk, güçsüzlük görülür. Vücudun su kaybetmesi sonucunda da potasyum eksikliği oluşur. Hipokalemi denir bu rahatsızlığa.

Aman dikkat diyorum. Aldığınız gıdalara dikkat edin. Fazlası nokta atışı yaparak, vücudunuza zarar demektir.

Görüşmek üzere…


Sağlıkla kalın…