21 Ağustos 2017 Pazartesi

Candida... (Üşenmeyin Okuyun Lütfen)!...

Selam…

Candida hakkında bilgiye sahip misiniz? Hiç masum değil, hem de hiç! Hemen anlatıyorum J
Bu bakteri (maya) vücudunuzda var ise (bağırsaklarınızda) sizi çok samimi söylüyorum ölüme kadar götürüyor. Bağırsaklarınızdan tüm vücudunuza yayılıyor ve organlarınıza büyük ölçüde zarar veriyor. Bir maya mantarı ve yaptığı hastalığa da Candiasis deniliyor.

Candiasis, obezite, diyabet, kalp-damar hastalıkları, hormon bozuklukları, kanser (ki bu önemli), alerji, hiperaktivite, unutkanlık, sinir sistemi sorunları gibi başlıca en kötü hastalıklara zemin hazırlar.


İlaç veya gıda diye tükettiğimiz şeyler hep söylüyorum önce bağırsak florasını bozar. (defalarca anlattım, bağırsaklar artık insanın ikinci beyni olarak kabul ediliyor). Eğer bağırsaklarınızda flora sorunu var ise; yani zararlı bakteriler yararlılardan fazla ise (probiyotiklerden) vay halinize! Bağırsak geçirgenliğiniz artmış demektir ve bu durumda da kanınıza geçmemesi gerekli olan sindirilmeyen maddeler, katkılar, ağır metaller ve Candida da aynı şeklide (maya mantarıdır) kılcal damarlara ulaşır ve organlarda hasara sebep olur.

Peki bu illet sizin vücudunuza nasıl giriyor? İlk sebep; beslenme hatasıdır. Devamı şekerli gıda tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme, fazla antibiyotik kullanımı, faydalı yağlardan kaçmak (zeytinyağı omega 3 gibi), aşırı çay tüketimi ve yanlış uygulanan tedaviler!

Belirtileri;
Genelde şeker hastalarının belirtilerine benzer.
Karaciğer bozukluğu ise ikinci sırada. Sebebi mantarlar aynı zamanda alkol üretir, yani şekeri alkole dönüştürür bağırsakta. Oluşan alkolde karaciğere zarardır.
Eklem ve kas ağrıları da belirtidir. Sebebi; mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünleridir.
Gaz-şişkinlik de aynı şekilde başlıca belirtiler arasındadır.

Bir de bunun evde yapılan basit bir testi var imiş. Araştırırken öğrendim ve denedim J Hemen anlatayım. Sabah uyandığınızda yapmalısınız. Yani hiçbir şey yemeden içmeden. Bir bardak içme suyuna tükürün (!) ve bunu 15 dk. boyunca izleyin, eğer tükürük suyun üzerinde ise; gayet sağlıklı bir bağırsak floranız var demektir. Dibe çöküyor ise bozuk floranız var demektir.

Peki, var ise nasıl kurtulacağız bundan derseniz; tabiki de probiyotik!!!  Asla hayatımdan çıkarmadığım sürekli 3 ay ara vermeden kullanıp 15 gün ara verip tekrar 3 ay kullanmaya devam ettiğim mucize! İlk yayınımda anlatmıştım (En iyi dostlarımız probiyotikler). Sıfır yan etki ve zarar, aşırı sağlıklı bir hayat! İhmal etmeyin lütfen kullanın. Çevremdeki herkes uzun süredir benim zorumla kullanıp,  bana inanınki şuan teşekkür ediyorlar J


Umarım hepinizin bağırsak sağlığı iyidir diyorum ve görüşmek üzere…

18 Ağustos 2017 Cuma

Neden Bir Su Pınarı Kullanmalısınız?

Buzdolabını açtığınızda dışı buğulanmış pet su şişeleri görmek istemiyorsanız, içtiğiniz suyun sıcaklığını kontrol edebilmek ve hem hijyenik, hem de pratik bir şekilde su içmek istiyorsanız, bir su pınarı kullanmanın zamanı gelmiş demektir. Sanılanın aksine, su pınarları ofislere özgü cihazlar değiller. Evde de rahatlıkla kullanılabiliyorlar, aynı benim yaptığım gibi. Plastik bir pompaya basarak su doldurmaktan sıkıldıysanız ve o plastik pompaların kanserojen maddeler içerdiğini biliyorsanız, sizin de su sebili kullanmanız gerekiyor. Pratik, hijyenik, sağlıklı ve lezzetli: Suyunuz tüm bu özellikleri taşımalı.

Ne yazık ki, piyasadaki su sebillerinin çoğunun üretim kalitesi son derece düşük. Çoğu, maliyeti düşürmek için plastik hazneler ve bölmeler kullanıyor. Bu tarz su sebillerinden uzak durun, zira damacana sulara kıyasla hiçbir faydaları bulunmuyor. Hatta daha sağlıksız oldukları bile söylenebilir, zira plastik bölmeler kısa süre içinde kireç tutup suyun lezzetini değiştiriyor. Yeni su sebili mevzuatına uygun, paslanmaz çelikten imal edilmiş hazne ve bölmelere sahip sebiller tercih etmelisiniz: Uğur Soğutma tarafından üretilen USP 20 D, tüm bu özellikleri taşıyor. 

                                                        
Tek avantajı bu değil elbette, USP 20 D üç musluğa sahip. Bu durum zannettiğinizden daha önemli, zira sıcak ve soğuk su musluklarına ek olarak normal su musluğu bulundurması, hava sıcaklığı uygunsa suyu doğal sıcaklığında içmenizi sağlıyor. Sıcak/soğuk musluklarla oynayarak ideal su sıcaklığını yakalamaya çalışan (ve başaramayan) herkes, bu özelliği takdir edecektir. Soğuk su bölmesi saatte 5 litre, sıcak su bölmesi ise saatte 2 litre su kapasitesine sahip, yani en kalabalık ailelerin (veya ofislerin) bile ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyor. Suyu 5 dereceye kadar soğutabilen, 85 dereceye kadar da ısıtabilen USP 20 D, tüm standart damacanalar ile uyumlu. Alt kısmında da kapalı bir muhafaza alanı bulunuyor: Benim yaptığım gibi, yedek damacanayı burada depolayabilirsiniz. Yaklaşık bir aydan beri kullandığım USP 20 D, tüm beklentilerini karşıladı ve uygun bir fiyata son derece kaliteli bir su sebili sahibi olmamı sağladı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bu modeli https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden peşin fiyatına 12 taksitle satın alabilirsiniz. 

                                             

Bir boomads advertorial içeriğidir.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Amalgam Dolguya (siyah dolgu) Dikkat!...

Herkese merhaba tekrardan J

Şuanda bizde gündemde olan bir konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Dişlerinizde amalgam dolgu (siyah diş dolgusu) var mı? Evet ise cevabınız, buyurun yazıma ;)


Amalgam; civanın başka bir metal ile yapmış olduğu kimyasal maddelere verilen genel bir isimdir. Demir harici bütün metaller civa ile amalgam oluşturabilir. Yani dolgudaki özümüz civa olmuş oluyor. Peki civanın sağlığa zararı var mı derseniz evet hem de nasıl!

Civa toksik bir metaldir. İnsan derisinden emilir, buhar yolu ile solunumdan vücuda geçer ve sağlık sorunlarına sebep olur. Bu sebeple; kullanımda kısıtlamalar vardır ve kapalı kaplarda saklanır.

Doğada en sık civaya maruz kalma sebebi tüketilen balıklardır. Bir diğer kaynağı fluoresan lambalar veya civa içeren pillerden salınan civadır. 3 çeşit civa formu vardır ve amalgam dolgudaki elementer civadır. Bu tür civa buharlaşır ve solunum yolu ile vücuda girer. (Balıktan alınan da en tehlikesi bu arada çünkü sindirim sistemi ile alınıyor).

Peki size zararı nedir? Vücudunuza yavaş yavaş yayılarak kronik civa zehirlenmesine neden olabiliyor. Literatürde iyice araştırdım ve en fazla görülen etkileri şunlar; saç dökülmesi, baş ağrısı, romatizma ve eklem iltihabı, sık gribal enfeksiyon ve psikolojik sorunlar. 160 kişi üzerinden sonuca varılmış ve şikayetleri ile sağlık kuruluşlarına başvurduklarında; teşhis konulamamış.  Amalgam dolgularının çıkartılması ile durumları tamamen iyileşmiş!
Otopsi çalışmalarında ise; aynı şekilde dişinizdeki civa oranı beyin ve böbreklerdeki civa oranınıza eşit çıkmış.

Peki diyelim ki sizde de var ve kompozit dolguya çevirmek istemiyorsunuz. O halde dikkat etmeniz gerekenler;

Limonlu ve sirkeli gıdalar civayı söker bu sebeple uzak durmalısınız.
Sakız aynı şekilde civayı söküyor bilginize.
Bir de aşırı sıcak yiyecek ve içecekler de civayı buharlaştırıp vücudunuza girmesini sağlıyor buna da dikkat diyorum. 

Ki bence en güzeli amalgam dolgunuzu kompozit dolguya çevirttirin derim. Yurt dışında bu işi bile artık diş hekimleri özel kıyafetler ile yapıyorlar ki amalgamı çıkartırken açığa çıkan civadan etkilenmesinler diye. Gerisini artık siz düşünün diyorum J


Görüşmek üzere…

15 Ağustos 2017 Salı

Meyve Suları Hakkında...

Herkese merhaba…

Yine bir sağlık bilgisi ile geldim J Yıllardır asla içmediğim, tadını unuttuğum meyve suları hakkında karşınızdayım J


Bilmiyorum ne sıklıkta tüketiyorsunuz veya benim gibi asla diyenlerden misiniz ama inanın hiç masum değiller! Sana kalsa ne tüketeceğiz biz ya diyenler vardır eminim ama vallahi benim suçum yok J İçeriği temiz bir şey kalmadı maalesef!

İlk olumsuzlukla başlayayım. Tabiki de içeriğindeki şeker… Anormal düzeyde glikozunuzu fırlatıyor ve bu zaten başlı başlına yeterli. Çünkü şeker insanı gerçekten öldürüyor. Tümör besler, iç hastalıklar başlar, cilt bozulur bu şekilde uzar da gider. Yüksek kan şekeri vücutta yağa dönüşür ve sadece karın bölgesinde değil karaciğer başta olmakla beraber organlarınızda yağ birikmesine neden olur.

He sanmayın ki içerisindeki meyvenin kendi şekeri (früktoz). Tabiki de ek var içinde. Glikoz-fruktoz şurupları. Aman diyorum başlı başlına bir zehir. Kaçın yani!
Yetti mi yetmedi J İçindeki katkılar ne oluyor? Tabiki de zehir görevi görüyor yine. Özellikle şeker ile etkileşime geçerek daha zararlı hale geliyorlar.

Ne mi öneririm? Taze meyvenin evde kendiniz tarafından sıkılmış suyunu. Üşenmeyin çocuklarınıza yapın bunu. Ama tabi meyveleri de orantılı kullanarak. Onlardan da çok fazla meyve şekeri almamak lazım. Kısaca abartmadan yani. Mesela üzüm, kavun, karpuz gibi meyvelerin glisemik indeksi (Glisemik İndeks Hakkında) çok yüksek o yüzden aşırıya kaçmadan sıkın derim.

Sağlıkla kalın…

Görüşmek üzere…


13 Ağustos 2017 Pazar

Yves Rocher Vinaigre De Rinçage... (Parlatıcı Saç Güzellik İksiri)

Herkese selam…

Bu kez ürün paylaşımı ile geldim J Yves Rocher’den yine tabiki :D Bayılarak kullanıyorum, neredeyse bütün ürünlerini hem de!


Bu üründe, saçlarının cansız ve soluk olduğunu düşünenlere gelsinn ;) Parlatıcı saç güzellik iksiri diye geçiyor kendisi ve bunu yapıyor mu? Vallahi yapıyor J

Benim için önemli olan ilk unsur tabiki de bitkisel içerikli olması. Silikon, paraben içermemesi de bonus yine J Ürünün içeriğinde frambuaz sirkesi var ve görevi saçınızı kirece karşı koruyarak parlaklık kazandırmak!

Kullanımı ise; saçlarınızı yıkadıktan sonra, son durulama suyunda kullanıyorsunuz. Ve yine bol su ile duruluyorsunuz.

Anormal derecede parlaklık, ipeksi bir saç evet yapıyor. Haftada 1 veya 2 kez kullanıyorum. 150 mL.lik bir şişede. Az gibi dursa da gayet uzun gidiyor J

Fiyatı 29,90 ama sanırsam şuan yine indirimde 23,90 olması gerekiyor J

Aşırı memnun kaldığım ürünleri paylaşmaya çalışıyorum. Umarım sizde memnun kalırsınız!


Görüşmek üzere…

Not: Ürünü kendim temin ettim..

11 Ağustos 2017 Cuma

Uyku Deyip Geçmeyin!...

Herkese selam…

Yine güzel bir konu ile geldim hepinize J Günde kaç saat uyuyorsunuz ve uyku kalitesini nasıl arttırırsınız?


Özellikle yaş faktörü göz önüne alınarak uyku
saati belirlenmiş. Yetişkinlerin uyku süresi ise en az 7, en fazla 9 olarak belirtiliyor. Metabolik faaliyetleriniz için şart olan bu süre gerçekten!

Uykusuz kalmak aşırı derecede vücudunuza zarar evet, ve aslında mantık çok basit. Kendinizi uykuda şarj ediliyor gibi düşünün. Eksik olduğunda gün içerisinde asla tam verimli olamazsınız . Enerjiniz eksik kalır ve hop enerji karşılamak için yemeğe koşarsınız J Ee noldu sonra sağlıksız beslenme ve kilo artışı!

Uykunun etkileri ise; gece boyunca vücudunuz melatonin ve büyüme hormonu salgılamaktadır. Ve bedeniniz için çok önemlidir. Çünkü fiziksel görüntünüzü etkiler. En fazla gece yarısından sonra salgılandığı için; kırışıklarla savaşmada akşam 10 ve sabah 6-7 arası uykuda olmak gereklidir 💚

Eğer yaralarınız var ise, uyku sağlığı yine önem taşıyor. Uyku esnasında yaralarınız hızla iyileşmektedir. Yani size en büyük ilaç aslında 💃

İşin özeti; uyku sağlığı için; melatoninin salgılanmasını rutinleştirmek en başta gerekli olan şeydir. Daha sonra hafif gıdalar tüketmek, alkol ve şekerli gıdaları uykudan önce almamak gereklidir.

Bir kez deneyin; akşam uyumadan hemen önce eğer tatlı tüketirseniz muhtemelen sabah aşırı bir baş ağrısı ile uyanırsınız. Hatta yüzde yüz oran bile verebilirim bunun için defalarca denemişliğim vardı J

Son söylemek istediğim ise; rüyalarınızı etkileyen ve sizi bebek uykusuna yatıracak olan şey ise; odanızı uyumadan önce havalandırıp lavanta ile kokutmak. İsterseniz yastığınıza 1-2 damla lavanta yağı damlatın veya isterseniz de lavanta esanslı oda spreylerini odanıza sıkın. Farkı gerçekten göreceksiniz, deliksiz müthiş bir uyku sizi bekliyor olacaktır 💤
Kesinlikle öneriyorum J


Görüşmek üzere…

8 Ağustos 2017 Salı

Gıda Takviyeleri Nasıl ve Ne Zaman Kullanılmalı?...

Herkese selam...

Günlük gıda takviyesi alıyor musunuz? Ya da alınmaması gerektiğini düşünenlerden misiniz? Peki, eğer alıyor iseniz nasıl ve ne zaman almalısınız bugün buna değinmek istedim J



İlk takviye Omega3; vücudumuz üretmediği için mutlaka vücuda alınması gerekiyor. Eğer balık tüketiyor iseniz (rutin olarak haftada 1-2 gibi) o halde Omega 3 takviyesi almanıza gerek yok. Fakat benim gibi asla yiyemem diyenlerdenseniz; takviye gerçekten şart! Önemli noktası; günde 1 tabletten fazla almamak, aynı anda Omega 6 da içerenleri kullanmamak (Omega 6 yı gıda ile zaten alıyorsunuz), kan sulandırıcı etkisi olduğu için kan sulandırıcı ilaçlar ile kullanmamak ;)

İkinci takviye Multivitaminler; aslında öğrendiğim ve kendimden de onayladığım kadarıyla (lisans ve yüksek lisans eğitimimde ve kendi doktorlarımın önerisi doğrultusunda) vitamin almak gerekiyor ise; bunu ayrı ayrı almamız gerektiği kanaatindeyim. Örnek olarak günlük C vitamini alıyorum ama sadece C vitamini! Multivitaminleri bana öneren hiçbir doktora rast gelemedim. Çünkü hangisine ihtiyacınız olduğunu bilemezsiniz ve kafanıza göre kendinizi kötü hissedip içerisinde bütün vitamin ve mineralleri içeren bir takviyeyi almanız zarar olacaktır size. Toksik etki kesinlikle yaratır eminim! Doktorunuza danışarak, sadece eksik olanı belirtilen dozda almanız yüksek oranda fayda sağlayacaktır ;) Yine önemli noktası; vitaminler asla akşam içilmez, uykusuzluk ve çarpıntı yapar. Her zaman tok karnına alın. Aç karnına asla içilmez aman dikkat!

Aslında daha o kadar çok takviye var ki! Sadece genel de kullanılanları yazmak istedim yoksa ciddi anlamda sayfalarca yazarım J Yine de belirteyim önemli noktaları;

Örnek olarak eğer E vitamini takviyesi kullanıyorsanız (ki doktor önerisi ile alın çünkü yağda eriyen bir vitamin), bununla beraber Omega 3 alırsanız kan akışınızı olumsuz yönde etkiler. Aman dikkat!

Ginseng ve Gingko özleri takviyeleri uykusuzluk yapar. Bu sebeple sabah alınmalıdır. Aynı şekilde B12 takviyesini de sabah almanız yararınıza olacaktır.

Son söylemek istediğim ise; takviyeleri kür olarak almalısınız. Örneğin; Ginseng alıyorsanız 3 ay kullanıp 1 ay ara vermeniz gereklidir. Ki ben bunu bütün takviyelerde yapıyorum. Yani 365 gün asla kullanmıyorum. Tabiki de kan tahlilleri ve doktor kontrolünde ;)

Sağlıkla kalın…


Görüşmek üzere…

4 Ağustos 2017 Cuma

Green Clean Organik Likit Sabun...

Herkese tekrardan merhaba…

Son yazımda kanser sebeplerini belirttim. Ciddi ilgi çekici bir konu oldu teşekkür ederim herkese. Yorumlarda ise; kullandığım sabun soruldu sevgili Birsen tarafından ve yeni yayın yaparak ürünü sizle paylaşmak istedim hemen J

Belki çok mu abartıyorsun acaba diye düşünenler olabilir ama bence az bile dikkat ediyorumJ Kullandığım sabunun içeriğine de dikkat etmek istedim ve uzun süredir Carrefour’da satılan (başka nerede var gerçekten bilmiyorum) resimde gördüğünüz ürünü kullanıyorum. 



Green Clean organik portakal yağlı likit sabun. Ürün bitkisel ve gerçekten doğal. GDO, Fosfat, SLES, Klor, Paraben gibi zararlı kimyasal içermiyor ki ürün etiketinde belirtiliyor. Vegan ürün ayrıca. Petrol ve hayvansal kaynaklı hammaddeler içermiyor. Çevre ve cilt dostu.



Kokusu cidden aşırı güzel, portakal yağından dolayı. Mis gibi kokuyor J 500 ml’lik ürün.
Fiyatı ise 10 tl idi yanlış hatırlamıyorsam. Farklı bir çeşidi yok. Sürekli bittikçe alıyorum. Dışarıda tabiki de bu ürünü kullanamıyorum ama zararın neresinden dönsek kardır diyorum yine ;)

Boş kalan şişeyi paylaştım o yüzden resim birazcık bulanık gibi olmuş sanki, hızlı çekmiştim çünkü J Bu arada markanın farklı ürünleri de var. Eğer denk gelirseniz inceleyin derim. Onları da evde kullanıyorum ve gayet memnunum ;)

Görüşmek üzere…




3 Ağustos 2017 Perşembe

Neden Kansersiniz?...

Merhaba…

Uzun zamandır aklımda olan Dr. Taner Akman’nın bir yazısını paylaşmak istiyorum sizlerle. Vakit ayırıp bence okuyun derim. Gerçekten çok güzel yazılmış çünkü.


Neden Kansersiniz?

“Hayatında hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin. Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.

Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.

Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin. Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohutunu, fasülyeni bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti.

İnsanlar 4000 yıldır misvak vb. doğal malzemelerle diş fırçalarken sen gittin 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin. Bal ve karbonatın dişlerini tartarlardan bile temizlediğini bilmedin ve dişleri de o macunlarla çürüttün.

Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın. Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.

Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.

Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.

Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun. 

Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun. Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)

Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.
Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttun ama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.

Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin.

Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midir hiç merak edip araştırmadın incelemedin.

Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.

Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.
Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.

Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.

Sobayı attın ve evine klimayı ve elektrikli ısıtıcıyı soktun.

Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın… 

Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?” 



.............Evet maalesef bunların çoğunu hepimiz yapıyor ve yaşıyoruz ama o kadar doğru ve yerinde yazılmış ki! Gerçekten çok beğendim ve paylaşmak istedim. Sağlık her şeyden önemli değil mi!

Görüşmek üzere…


1 Ağustos 2017 Salı

İdrardaki pH Seviyesine Dikkat!!!

Herkese selam…

Bugün ürün değil önemli bir konuyu paylaşmak istedim. İdrardaki pH seviyesi!

Hep söylüyorum, rutin check-up yaptırın ne olur diye. Check-up larda yaptırdığınız idrarınızdaki pH seviyesini kontrol edin. Bu o kadar önemli ki! Değerin kaç olduğuna göre sağlıklı ya da alkali bir vücuda sahip olduğunuz ortaya çıkıyor. Nasıl mı hemen anlatıyorum…


pH değeri 0 ile 14 arasında değişkenlik gösterir. 0 ile 7 aralığı asidik iken 7 ile 14 aralığı bazik (alkali) olarak belirtilir. 7 ise nötr dür. Yani ne asidik ne baziktir.

İdeal olan; 7.2 üzeri olmaktır.  Eğer 7 nin altında iseniz; oksijen miktarınız düşük demektir. Bu da beraberinde sorunları getirir. Eğer 5.5 ‘in altında iseniz; vücudunuzda asidoz kanser başlamış demektir.

Bütün incelemeler gösteriyor ki; kanserli olan insanların idrar pH değeri 4.5 çıkıyor. Hatta 2-2.5 olanlar bile var. Asitleşmeden dolayı vücutta çürüme başlıyor. Çünkü kanser hücreleri hem oksijeni sevmezler hem de baz ortamda (alkali) yaşamayı sevmezler.

Siz vücudunuzu sürekli check-up larda görerek, ideal değerlerinizi belirleyebilirsiniz. Kendinizi alkali yaparak (ideal pH seviyesi 7.3-8 arasıdır) sadece kanserden değil, bir çok hastalıktan da kurtulursunuz. En basitinden; kış aylarında asla hasta olmazsınız. Çünkü birçok bakteri, virüs de aynı kanser gibi asidik ortam severler.

%100 kendimden söylüyorum asla hasta olmuyorum! pH seviyemi her check-up’ta (yılda 2 kez) sabitledim resmen. 7.2 ve 7.8 arası değişiyor. Tabiki, beslenme şeklim ile oluyor. İşlenmiş gıdalardan uzak durup, limonlu su ve karbonatlı su, yeşil yapraklı çiğ sebzeleri ağırlıklı tüketerek bunu başarıyorum.  Eczanelerden pH ölçer kağıtları alarak da ölçüm yapabilirsiniz.

Siz de dikkat edin kendinize lütfen! Yaşam kaliteniz değişecek emin olun…

Görüşmek üzere…





30 Temmuz 2017 Pazar

İnecto Naturals Şampuan ve Saç Kremi...

Herkese merhaba…

Bugün yine çok severek kullandığım ürünlerden bahsetmek istiyorum. Açıkçası bu ürünleri kullanalı baya oldu ama bilerek yorumlamak için bekledim. Yanlış yorumlamak istemedim çünkü.
Ürünler resimde gördüğünüz gibi Gratis’lerde satılan şampuan ve saç kremi. Hindistan cevizli olması beni direk satın almaya zorladı J



Aşırı memnun kaldım ve muhtemelen sürekli kullanacağım. Memnun kalmayanlara da rastladım tabikii! Fakat, ürün gerçekten çok güzel. İnce telli ve çabuk kabaran saçlarım var. Bu ürünleri kullandığımdan beri saçımı yıkadıktan sonra kabarma asla olmuyor. Müthiş kokuyorlar. Efsane gerçekten J

En çok cezbettiren ikinci özelliği ise; %90 oranında doğal içerikli olması. Organix markasını da kullandım ve ona cidden rakip diyebilirim. Etkileri bana göre tamamen aynı ve bu ürün çok daha uygun fiyatlı!

Şampuan saçı çok iyi bir şeklide temizliyor. Fakat birazcık doğal içerikli olduğundan dolayı sertleştiriyor. O yüzden kesinlikle kremini de kullanmanız gerekli. Krem ise; baya bildiğiniz Hindistan cevizi yağı etkisi gösteriyor. Kaygan, yumuşak bir etki bırakıyor ve saçlarınız söylediğim gibi asla kabarmıyor ;)

Markanın saç serumu ve bakım yağı da var. İlk etapta sadece şampuanı ve kremini alarak deneyimlemek istedim ve bitirmek üzereyim. Eminim geri kalan ürünlerini de satın alırım J Hayvanlar üzerinde deney yapılmadığı belirtiliyor ve üretim yeri de İngiltere imiş.

Fiyat ise; şampuanı 11 kremi 14 gibi bir rakamdı sanırım. Toplamda 25 tl ye iki ürünü de almıştım. İndirimsiz olarak hem de J Öneriyorum şampuan arayışında iseniz kesinlikle deneyin derim ;)


Görüşmek üzere…

25 Temmuz 2017 Salı

R.O.C.S. Diş Macunu ve Sodyum Florid...!!!

Herkese merhaba…

Bugün kullandığım diş macunundan ve bu diş macununu neden tercih ettiğimden bahsedeceğim.
Aslında son 2 seneye kadar bazı şeyleri çok önemsemezdim. Azcık bile olsa işlenmiş gıda tüketmek veya kullandığım ürünlerin içeriklerinde birazcık kimyasal olmasında sorun olmaz derdim. Ama gelin bugünüme, mümkün değil! Zararın neresinden dönsek kardır diyorum ve ürünü anlatıyorum J



Gratisler’de, Watsons’larda, Rosmannlar’da, süpermarketlerde bütün diş macunlarını üşenmedim tek tek inceledim dün. İçeriklerinde tek bir şey aradım (olmamasını ümit ettim) sodyum florid! Ve sadece bu markada rast gelmedim ki zaten kutusunun üzerinde de yazıyor. Üşenmeyin şuan evinizde kullandığınız diş macununu inceleyin. Kesin sodyum florid göreceksiniz. Bende Perlodent kullanıyordum ve onda da var.

Bu madde yüksek derecede zararlı bir kimyasaldır. Sadece Google’da sodyum florid’i aratın inanılmaz şeyler okuyacaksınız. 19.yy’da fare zehri olarak kullanılıyormuş. Ve şeytan zehri olarak biliniyormuş. Arsenikten 15 kat daha kuvvetlidir. Damar, sinir sistemi, kemik yapıları, beyinde (epifiz bezinde) hasarlara sebep oluyor. İnanılmaz zararları var yazmakla bitmez.

Malum günde 2 kez kullanmak zorunda olduğunuz bir ürünün bu kadar kötü kimyasal içermesine söyleyecek çok şey var aslında ama üreticilere ciddi ayıp olacak diye bir şey diyemiyorum. (atık olarak bu kimyasalı depolamak zor olduğundan dolayı, diş macunlarına katılmış)

R.O.C.S. markasının da sadece resimde gördüğünüz ürününde bu madde yok. Üründen ciddi memnunda kaldım. 20-25 tl gibi fiyatı var. Gratis’te şuan indirimde ama. Tavsiye ederim kesinlikle!
Online olarak da araştırdım sanırsam Farmasi markasında da yok. Ürünü elime alıp inceleme yapamadım ama online baktığımda yok gözüküyor.

Bilinçli olmak sağlığı beraberinde getiriyor.

Sağlıkla kalın…

Görüşmek üzere…

Not: Ürünü kendim temin ettim.


20 Temmuz 2017 Perşembe

Bulyonlar Hakkında...

Herkese yeniden merhaba…

Bu yazımda kullandığım bir üründen değil de asla kullanmadığım bir üründen bahsetmek istedim. Tabi ki bulyonlar…


Çevremde sorduğumda ilginçtir ki kullanan insanların yoğunlukta olduğunu gördüm ve inanın ki çok şaşırdım. İşlenmiş bir gıdadan beklenti ne olabilir ki en fazla? Sadece aroma versin diye kullananlar baya var. Peki, içerisindeki zararlar ne olacak? Özellikle de MSG (monosodyumglutamat)!

Bu katkı maddesinin kullanım nedeni lezzeti arttırmaktır. Hormonlarınızdan tutunda karaciğerinize kadar hasar veriyor. Aşırı zararlı vücudumuz için. Hücrelerinizi büyük ölçüde tahrip ediyor. Evet, birçok gıdada kullanılıyor MSG ama işlenmiş gıdadan uzak durmaya çalışanlar bilir zaten. Genelde de uzak dururlar, eminim.

Şaşırdığım bir nokta da, bazı insanlar yemeklerine bunu ekleyerek çocuklarına et veya tavuk yedirdiğini düşünüyor! Allah aşkına bu mümkün mü ya?  İnanın ki bunları üretenler asla tüketmiyorlar. Çok yakından da biliyorum gıdacı olduğum için. Birçok yazımda belirttim ve yine belirtiyorum işlenmiş gıdadan uzak durun lütfen!

Ben mi çok abartıyorum beslenmeyi bazen düşünmüyor değilim ama yok olmuyor. Göz göre göre zehir veremiyorum kendime.

Sağlıkla ve bilinçle kalın…

Görüşmek üzere… J


14 Temmuz 2017 Cuma

Babe Soothing Repairing Sprey...

Selam…

Son yayınımda bahsettiğim gibi birçok ürün paylaşacağım J Veee ürün paylaşımı serisine devam ediyorum J


Babe ürünlerini her zaman beğenmişimdir. Asla vücudumda, yüzümde sorun oluşmadan, gerçekten memnun şekilde kullanıyorum.

Babe Rahatlacı-onarıcı sprey ise; günlük kullanıma uygun ve cildinizi aşırı derecede yumuşatıyor. Sprey formda olması (ki bu aralar buna benzer sprey ürünlere taktım J cidden çok rahat oluyor ;D) Süper benim için.

Cildi rahatlatmayı, yapılandırmayı, nemlendirmeyi, ferahlatmayı vaat ediyor ve yapıyor eminim ;) Bir avantajı daha, doğal bronzluğun uzun süre kalıcı olmasını sağlıyor. Yazdan kış aylarına geçişte çok işe yarayacak eminim J

Yüze ve vücuda kullanılması yine bonusu ürünün. Avuç içine alarak yüzünüze nemlendirici olarak uygulayabilirsiniz. Asla sivilce yapmıyor ve çok hızlı emilim sağlıyor. (benim cildim karmaya dönük ve atopik bir cilt, hiç sorun yaşamadım).

200 mL olması da yine avantaj. Bitmek bilmiyor J Kokusu ise, tam bir bebek kokusu süper yani…

Fiyatı; 49-60 arası değişiyor alacağınız yere göre. ;) Tavsiye ederim sonuna kadar :D


Görüşmek üzere…

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Yves Rocher Coconut Parfüm...

Herkese merhaba…

Bu aralar herkes gibi ben de fırsat bulamıyorum blog yayınlarıma L Her fırsatta bakmaya çalışıyorum ama öyle çooook birikimim var ki listemde okumam gereken J   
Bir de o kadar çok ürün var ki paylaşmak istediğim J Şaşırdım kaldım valla hangisini anlatsam diye artık J Uzatmadan üründen bahsedeyim hemen. Tabi ki bayıla bayıla kullandığım bir parfüm. İndirimde şuan kaçırmayın derim ;)


Yves Rocher’ den birçok ürün aldım cilt için de. Kullanarak yorumlamak istiyorum hepsini ;) Ama bu parfüm (belki kullanan vardır aranızda), böyle cidden yiyesim geliyor J

Hindistan cevizi’ne zaten bayılıyorum. Hem gıda olarak, hem cilt ürünlerinde, hem de direk saf organik yağını birçok alanda kullanıyorum. Cidden müthiş bir şey J

Ürün Edt (bir tık az kalıcı yani Edp’ye göre). 100 mL. Bildiğiniz saf Coconut kokusu. The Body Shop’ta da var fakat onun kokusu bu kadar saf gelmedi bana. J Yves Rocher’i tek geçerim bu parfümde J

%93 doğal içerik olması zaten bonus bizim için J

Dediğim gibi şuan indirimde ve fiyatı 64,90 tl yerine 45,40 tl ;)

Coconut severler, ilk fırsatta bir deneyin derim J


Görüşmek üzere…

4 Temmuz 2017 Salı

Yediğinize İçtiğinize Dikkat Edin Ne Olur!...

Herkese selam…

Ben yine dayanamadım ve içtiğimiz sulara da yorum yapıyorum artık. 
Çünkü etrafıma bakıyorum da o kadar bilinçsizlik var ki! İnanamıyorum gerçekten. Her kafadan artık bir ses çıkıyor. Bir gün televizyona bakıyorsunuz aman şu çok iyi, bu çok besleyici diyorlar ama çok değil birkaç gün sonra o önerilen gıdalara neredeyse çöp deniliyor. Herkes şaşırmış durumda evet, fakat en azından illa işlenmiş gıda tüketiyorsanız ne olur içeriğini okuyun bari! Şu glukoz-fruktoz-mısır şurubu içerenlerden kaçın ne olur. Tümör beslemeyin!



Neyse gıdaları attım şuan bir kenara. İşin içinden çıkmak mümkün değil çünkü. Peki ya içtiğimiz su? 

Sularda ağır metalin ne iş var ya! Ama var yani. Pet şişeler artık ölüm saçıyor resmen. Neden mi? Marketlere bakkallara bakın bir, pet şişe suları dışarıya güneşe güzelce yerleştiriyorlar. Sonra da biz bir güzel onları içiyoruz. Aldık mı vücudumuza pet şişenin bütün kimyasallarını. Organlarımızda hasarlar oluştu mu? Hadi hayırlı olsun.

Üreticiler, satıcılar bu kadar bilinçsiz ve acımasız oldukça o kanser dediğimiz illet, yerleşiyor vücudumuza. Artık her şey paradan ve ticaretten ibaret olduğu için, herkes kendi çıkarında olduğu için sağlık çocuk oyuncağına döndü gitti vallahi! Maalesef de kimsenin bir şey yaptığı yok L Yazsam daha neler yazacağım ama olmuyor işte.

Sağlığınızı, yediğinizi içtiğinizi her zamandan çok daha fazla önemseyin artık. Gidişat hiç iyi değil çünkü!

Görüşmek üzere…


28 Haziran 2017 Çarşamba

Rutin Kan Tahlillerinizi Yaptırıyor musunuz?

Herkese merhaba…

Bayram koşuşturmasından bir türlü vakit ayıramadığım bloğuma sonunda kavuştum J Yine blog arkadaşlarımın bir sürü güzel yayınları birikmiş okuma listemde J Tek tek hepsine bakacağım ;) Hayatımın en koşturmalı bir haftasını geçirdim ve neyse ki şuan buradayım J



Bugün, benim bazı yazılarımda da sürekli vurguladığım, asla ihmal etmememiz gereken bir konudan bahsetmek istiyorum. Yılda 2 kez rutin olarak kan tahlili yaptırmak tabi ki!

Öncelikle bence kendinize bir anımsatıcı oluşturun ve 6 ayda 1 mutlaka tahlillerinizi yaptırın. Evet, doktor değilim ama çevremdeki herkes (tavsiyeme uyan, hatta zorla hastaneye götürdüklerim bile oldu J) şuan teşekkür ediyor. Çünkü bilinen bir şey var ki erken teşhis hayat kurtarıyor!

Hiçbir şikâyetim yok ama asla ihmal etmiyorum. Kapsamlı bir kan tahlili ile vücudunuzda eksik olan veya fazla olan her şey açığa çıkıyor. Sürekli tükettiğiniz şeyler, yanlış beslenmeniz veya doğru beslenerek devam etmeniz gereken her şey!

Benim tavsiyem, (kendi doktorlarımın da bana tavsiyesi) kontrol edilmesi gereken en önemli olanlar;

Açlık şekeri, gizli şeker, üre, kolestrol (LDL-HDL), trigliserid, karaciğer fonsiyonları (AST,ALT,ALP), demir, kalsiyum, sodyum, potasyum, Vitamin B12, TSH (özellikle bayanlar için),  D vitamini, sedimentasyon ve hematoloji (trombosit, alyuvar, akyuvar vs.)

Bir de bunlara ilave olarak idrar testi J

Hiçbir sağlık sorununuz yok olarak bilseniz bile illaki yediğinizden, içtiğinizden, sporunuzdan, stresinden sonuçlar farklılık gösterecektir. Önemli olan çok büyük orantısızlıklar olmaması ve doktor kontrolünde olmak. Zamanla kendi vücudunuzu tanıyarak, kan tahlillerinize bakarak günlük rutininizde nerede hata yaptığınızı göreceksiniz zaten J

Maalesef birçok insan bunları ihmal ediyor. Ama lütfen ihmal etmeyin. Hep diyorum sağlık her şeyden önce geliyor.

Görüşmek üzere...

Sağlıkla kalın...

22 Haziran 2017 Perşembe

La Roche Posay Anthlious Anti-Shine Güneş Spreyi

Herkese tekrar merhaba…

Güneş ışınlarına maruz kalmak cildimizde birçok soruna neden oluyor ve böyle bir durumda koruyucu kullanmak şart oluyor. Özellikle de yüzümüz için kesinlikle gerekli! Yoksa yüzümüzdeki o minik sivilceler bile lekeye dönüşebiliyor. Eğer akneniz de var ise de vay halinize diyorum J



Uzun süredir Daylong ultra face kullanıyordum. Fakat son dönemlerde biraz daha pratik olması adına sprey formda olan koruyuculara yönelmeye başladım.  La Roche Posay’in Anthelious Anti-shine SPF 50+ koruyucusuna tam anlamıyla ba-yıl-dım J

Gün içerisinde yağlanmadan eser yok bende artık! Sıfır parlama ve mükemmel koruma sağlıyor. Üstelik üzerine hafif makyajda yapıyorum. Ciltte yapışkan bir his asla bırakmıyor. Benim için cidden efsane ürün oldu.

Kokusu harika. SPF 50+ olması zaten tam bir bonus J 75 mL.lik bir ürün. Sadece yüz için kullanılacağından gayet iyi bir boyutta bence. Ürününün kendisinin vadettiği şeyleri karşılamasını çok seviyorum cidden :)

Daylong’tan da aşırı memnunum. Onu da ayrıca yazacağım zaten. Ama şuan bu ürünü kullanıyorum ve yarıladım bile J Özellikle yağlı ciltlere tavsiye ediyorum.

Güneş lekelerine dikkat edelim cildimize ne kadar iyi bakarsak, o da bize o kadar iyi dönüş yapıyor ;)


Görüşmek üzere…

19 Haziran 2017 Pazartesi

Kulaklarınız Sürekli Çınlıyor mu?...

Selam herkese…

Koşuşturmadan dolayı 2-3 gün bloğa gelemeyince ciddi kendimi boşlukta hissediyorum J İlk başladığımda hiç böyle olacağımı tahmin etmemiştim açıkçası J  Neyse ben hemen konuma döneyim. Kulak çınlaması sorunu yaşıyordum birkaç gündür ve neyse ki şuan yok J Bu sebeple kulak çınlaması sebeplerini merak ettim ve araştırıp sizlerle de paylaşmak istedim J



Aslında genel olarak basit durumlardan kaynaklı, ara sıra olan çınlamalar görülüyor fakat tabi bazen ciddi sebepleri olabiliyor. Aman dikkat diyorum göz ardı etmeyin eğer sürekli ise!

Kulak kiri, kulak enfeksiyonları, alerjik rinit, sinüzit, orta kulakta sıvı birikimi, baş boyun bölgesindeki damar genişlemesi, düşük ya da yüksek tansiyon, tiroid sorunları en başı çeken sebepler ve en sık görülenleridir. Ki bende ki de malum alerjik problemli olduğumdan olmuş J Doktor önerisi ile birkaç damla yardımıyla kurtuldum ;)

Yüksek ses ile müzik dinlemekte baş sebeplerden. Aman bu duruma dikkat gerçekten ilerisi için büyük sorunlara zemin hazırlıyor. Hiç gerek yok cidden J

Bir de şaşırdığım doktorumun da söylediği bir sebep var. Bu da anemi! Kansızlık sorunu olan insanların kırmızı kan hücreleri az olduğundan kan akışı daha hızlı oluyor ve bu da kulakta ara sıra çınlamaya sebep oluyormuş. Araştırdım internette de rastladım. Dip not olsun size J

Sağlık önemli, dikkat edelim ki mutlu hayat bizle olsun ;)

Görüşmek üzere…



15 Haziran 2017 Perşembe

'Secret the Power'...

Selam herkese…

Bugün sizlere ikinci kez bir kitap önerisi yapmak istedim J Bu kitabı da çok ama çok beğendim. Kitap ise; Secret the Power…



Yazarı Rhonde Byrne. Aslında bu ikinci kitabı, bir de bunun ilki var. O da The Secret. Ama ilk kitabını okumadan da bu kitaba başlayabilirsiniz ;)

Tamamen olumlu düşünmek ve pozitif yaşam adına yazılmış bir kitap. Özellikle kendinizi kötü hissettiğinizde, karamsarlıklarınızda müthiş bir etki yaratıyor. O kadar net bir şekilde yazılmış ki her şey! Yol gösteren, hayatınıza yön veren kitapları her zaman sevmişimdir. İşte bu tam onlardan J

Her şeyin, sevginin çekim gücünden kaynaklı olduğuna sürekli nokta atışı yapıyor yazar. Çekim yasasını, sevgi yasası olarak belirtiyor. Her bölümü okurken gerçekten keyif alacaksınız. Ayrıca okurken küçük küçük notlar alabilirsiniz.

Küçük ve ciltli bir kitap. Çantanıza da atabilirsiniz rahatlıkla. Şuan da D&R’ da indirimde. Motive olmak adına tavsiye ediyorum herkese.

Pozitif düşünce gücüne inanıyorsanız, evinizde bulunması gereken başucu kitaplarından J


Görüşmek üzere…

13 Haziran 2017 Salı

Avene Eau Thermale...

Merhaba herkese…

Sıcak havalar artık yüz göstermeye tamamen başladı ve cildimizin de bakımları değişim göstermek zorunda kaldı J


Benim size en iyi tavsiyem özellikle bu dönemlerde termal suları hayatınızın tam ortasına yerleştirin. Aşırı bir ferahlama, cilt için müthiş bir takviyedir ve inanın çok faydalı olacaktır. Günün her zamanında rahatlıkla kullanabilirsiniz. Kullandıkça da hak vereceksiniz eminim ✌



Birçok dermo markada termal su bulunmakta. Ben 3. şişe olarak Avene markasını kullanıyorum. :) Çok da memnunum.  İçerik resmini ekledim ama yine de belirteyim; bikarbonat, sülfat, klor, kalsiyum, magnezyum, sodyum, bor, çinko, bakır ve kadmiyum.  Ph seviyesi ise 7.5 yani bazik bu da iyi bir şey ;)

Hassas ciltler için de uygun. Cildinizde kızarma, allerjen etkileri, aktif sivilce gibi sorunlar var ise aşırı bir rahatlama sağlıyor. Defalarca denedim, çok güzel yatıştırıyor.  

Kullanımı; cilt üzerine püskürtüyorsunuz ve birkaç sn. bekleyip, parmak uçlarınızla tampon hareketler ile uyguluyorsunuz. Eğer buzdolabında da bekletirseniz yazın süper oluyor ☺

Genelde 50 ml olanı tercih ediyorum, çantada da rahatça taşımak adına. Avene ürünleri zaten beni genelde memnun etmiştir. Bu ürünü de tavsiye ediyorum sizlere ;)


Görüşmek üzere…

10 Haziran 2017 Cumartesi

Essence Express Dry Drops (Oje Kurutucu)...

Herkese selam…

Bugün biraz farklı bir ürün paylaşmak istedim. Çünkü gerçekten çok ama çok memnunum bu üründen J Essence express dry drops!



Malum oje sürdükten sonra kurumasını beklemek ciddi bir sorun. Bulaşma olasılığı birazcık yüksek oluyor. En azından benim için öyle J Bu sebeple hem zamandan tasarruf etmek için, hem de bulaşmasını önlemek için bir oje kurutucu şart oluyor. Ojeyi matlaştırmadan bunu yapmasını istiyorsanız, bir de pratik olsun diyorsanız tam size göre bir ürün ;)

Ürün, damlalık şeklinde cam şişede. Ojeyi sürdükten hemen sonra 1 damla tırnağınıza damlatıyorsunuz ve 50 sn.de tamamen kurumuş oluyor. Hafif bir yağlılık hissi bırakıyor, o yüzden kullanıp bekledikten sonra el yıkama ihtiyacı duyabilirsiniz J

Uzun süre gidiyor, malum damla formlu olduğu için J Sprey formda olan başka bir oje kurutucuyu da kullanmıştım ama (markasını tam hatırlamıyorum Flormar olabilir yanlış olmasın), matlaştırma etkisi göstermişti ve kullanımı pek pratik gelmemişti bana. Etrafa saçılmasından da dolayı tabi. Ama bu üründe tam tersi J

Rosmann’larda veya Eve Shop’larda Essence standlarında bulunuyor. Fiyatı da yanlış hatırlamıyorsam 8 tl olması lazım. Tavsiye ediyorum kesinlikle J

Görüşmek üzere…


6 Haziran 2017 Salı

Ginkgo Biloba Bitkisi...

Merhaba herkese…

Birkaç gün ara verdikten sonra sonunda bloğuma geri dönebildim J  Okuma listemde o kadar yayın birikmiş ki! Hepsine tek tek bakacağım J Bugün bir bitkiden bahsetmek istiyorum sizlere. İllaki duyanlarınız vardır ;) Ginkgo Biloba!


Eskiden Çinliler tarafından keşfedilmiş ve bitkinin özünü tıbbi amaçlarla kullanmışlardır. Günümüzde de malum artık takviyeler önemli olduğundan, bu bitkinin de kapsülleri, tabletleri, yaprakları ve çayı bulunmakta.

Gelelim faydalarına;

Bu bitkinin yaprakları yüksek ölçüde vitamin, mineral ve bileşenler içeriyor. Sinir sistemine olumlu etkileri fazlasıyla mevcuttur. Kalp hastalıklarına, göz sağlığına, cilt sağlığına (ki kozmetikte de kullanılıyor), beyin sağlığına iyi geliyor.  Astıma olumlu etkileri bulunuyor.

Saç dökülmesi üzerine de olumlu etkileri mevcut. Özellikle ince telli saçlar için güçlendirici etkisi var. Yapraklarını kaynatıp saçlarınızı bu su ile biraz bekleterek yıkayabilirsiniz.

En önemli etkisi ise; beyin sağlığınadır. Unutkanlık için gerçekten birebir. Dikkat dağınıklığına da olumlu etkisi var. Beynin çok daha yüksek verim ile kullanılmasına yardımcı oluyor. Bunları da içeriğindeki ginkgolit maddesi ile yapıyor.

Önemli nokta; içeriğinde bu maddenin kesinlikle bulunması gerekiyor. Yoksa boşa tüketmiş oluyorsunuz. Ginkgo özütü ile üretilen ürünlerin içeriğinde bu madde kesinlikle bulunuyor. Yani buna dikkat edin.

Kullanımı ise; eğer tablet ya da kapsül olarak tüketmiyorsanız,  bitkiyi direk olarak kullanabilirsiniz. Yapraklarını kaynatarak tüketmeniz bence çok daha faydalı olacaktır. Özütünü de almış olur vücudunuz ;)

Bal, zerdaçal, ginseng ile birlikte tükettiğinizde cilt sağlığına çok fazla olumlu etkisi bulunduğu belirtiliyor.

Zararı ise; tabiki çok fazla kullanımdan kaynaklı. Dozunu aşmadan abartmadan kullanmak gerekli ;)


Görüşmek üzere…