31 Aralık 2016 Cumartesi

Dudak Nemlendiricileri...

Selam…

Yılın son gününde buz gibi havada yine bir blog yazısına koştum geldim J bugün de size kış aylarında çok daha fazla kullanmak zorunda kaldığım dudak nemlendiricilerinden bahsedeceğim. 


Birkaç senedir resimde gördüğünüz ürünleri kullanıyorum ve çantamdan da eksik etmiyorum.
Burt’s Bees’i kullanmayan yoktur herhalde. Üründen memnunum evet ama Eos’a asla değişmem. J Eos sürekli aldığım içeriği ile beni mutlu eden mis gibi kokan lip balmım J
La roche Posey’i ise sadece dudağımda çok kuruluk var ise kullanıyorum. Sürekli kullanmıyorum yani. Ama evet gerçekten daha hızlı bir toparlanma sağlıyor.

Son olarak ise aşadaki resimde gördüğünüz Gratis’lerden temin edebileceğiniz minik yuvarlak kaptaki organik Hindistan Cevizi Yağı J Cam kavanozlarda satılıyor biliyorsunuzdur. Ben zaten hindistan cevizini her alanda kullanıyorum. Aynı zamanda içerik bakımından en güzeli, en vitaminlisi ve parlatıcı etkisi göstereni, tadı muhteşem olanı bu. Kokusunu söylemiyorum bile J


Kullanım kolaylığı açısından hepimiz ilk resimdeki üçlüyü tercih ediyoruz evet, fakat alternatif olarak eğer evinizde Hindistan cevizi yağınız var ise benim yaptığım gibi sizde kullanabilirsiniz. Hem daha doğal hem de minicik J

Yeni yıl hepimize sağlık, barış ve mutluluk getirsin…


Sevgiyle kalın…

30 Aralık 2016 Cuma

Süs Bitkilerini Evde Yetiştirin, Evin Havasını Temizleyin...

Merhaba herkese…

Dünkü yazımda aloe veradan bahsetmiştim. Cilt üzerindeki etkilerinden özellikle de. Bugünde sizlere evin havasını temizleyen bazı bitkilerden bahsedeceğim. Bu bitkiler NASA tarafından önerilmiş bu arada bilginize ;)


Bitkiler hem evdeki oksijen seviyesini yükseltiyor hem de havadaki toksinlerin %87’sini temizliyorlar. Ev havasındaki kirlilikleri önlemede en etkili bitkiler; eğreltiotu, sarmaşık, bal mumu, yeşil örümcek bitkisi ve papatyalar. Bu bitkiler fazla ışığa ihtiyaç duymazlar bu sebeple evin her köşesinde kullanılabilirler.

Trafiğin yoğun olduğu cadde üzerinde bir evde yaşıyor iseniz, çam ağacı çok faydalı olacaktır. Egzoz, karbondioksit ve sanayi kirliliklerine karşı aşırı duyarlıdır ve emici özelliği çok yüksektir.
Kasımpatı bitkisi, boyalardaki sağlığa zararlı maddeyi yok eder. Badana boya durumu var ise kullanabilirsiniz. Açelya bitkisi amonyak emme özelliğine sahiptir. Kurdele çiçeği, alerjen maddeleri yok eder.  Aynı zamanda karbonmonoksiti de %96 oranında yok eder. Sarmaşık, deterjan, plastik, mürekkep ve sigara dumanındaki benzen maddesini yom etmektedir.

Dracaena marginata, kaynana dili, peygamber kılıcı ve spatilyum kansere sebep olan trikloretilen maddesini inhibe etme özelliğine sahiptirler. Bu madde kanser dışında; derinize ve sinir sisteminize zararlıdır.  

En azından bir tanesini bile evinizde bulundurmanız yararınıza olacaktır. Bitkilerin etkileri saymakla bitmiyor J

Sağlıkla kalın…


29 Aralık 2016 Perşembe

Aloe Vera Kullanıyor musunuz?

Merhabalar…

Hiç cildiniz için aloe vera kullandınız mı J o kadar mucize bir bitki ki! Zaten fark etmişsinizdir birçok kozmetik ürünün de içerisinde var. Cilt için gerçekten faydalı denedim hem de defalarca J,



Evde kendim yetiştiriyorum. Bence sizde alın J Eğer yüzümde bir yara izi, sivilce izi vb. var ise ortadan kırıp içerisindeki sıvısını sürüyorum. İnanın çok çabuk geçiyor. Çünkü sorunlu bölgede kan dolaşımını hızlandırıyor. Bu sayede daha hızlı bir iyileşme görülüyor.

Eğer her seferinde aloe verayı kırmak istemeyip direk hazır olsun diyorsanız, kendiniz jel kıvamında evde hazırlayabilirsiniz. Bir dal aloe vera, eczaneden temin edeceğiniz askorbik asit (500 mg.lık C vitamini ampül), 2 ampül E vitamini (Evigen tercihim her zaman).

Yaprağın içerisindeki jeli çıkartın. Çok katı olduğu için blendarda çekebilirsiniz. İçerisine ampullerinizi kırın ki raf ömrü uzasın. Karışımı cam kavanoza aktarın. Birde buzdolabında muhafaza edin ki 3 ay dayansın ;)

Farklı bir yöntem olarak ise, (özellikle yazın daha güzel oluyor derim J ) yaprağın içerisindeki jeli buz kalıplarına aktarın. Buzlukta muhafaza edin. Dilediğini zaman buz küplerini cildinizde gezdirebilirsiniz. Durulamaya gerek yok zaten. Selülite de iyi geliyor bu arada J

Yara, yanık, yüz maskesi, saç maskesi şeklinde kullanabilirsiniz. Cildin derinlerine iniyor ve nem dengesini sağlıyor. A, C ve E vitamini içeriyor. Bence bir mucize!

Saç için ise yapraktaki jeli çıkartıp, limon suyu ekleyip blenderdan geçirip, saçınıza sürüp 20 dk. kadar bekletip yıkamanız yeterli olacaktır. Saçı çok güzel parlatıyor ve bakım yapmış oluyorsunuz.


Sağlıkla kalın…

28 Aralık 2016 Çarşamba

Kortizol Hormonuna Dikkat...

Selam tekrar…

Bugünkü yazımda sizlere kortizoldan bahsetmek istiyorum. Kortizol yüksekliği günümüzün artık en büyük sorunlarından biri oldu. Aslında o kadar önemli bir hormon ki! Niye mi, sürekli yüksek olması kilo alımına neden oluyor. Haydi, beraber öğrenelim…



Kortizol, stres durumda böbreküstü bezlerinden salgılanan bir hormondur. Aynı zamanda kan şekerinin yükselmesine neden olan hormonlar grubunda yer alıyor. Tabii bütün streslerde kan şekeri yükselmiyor. En çok etki eden olaylar günlük hayattaki, trafik, yoğun iş temposu gibi. Bun durumlara maruz kalan insanlarda kortizol seviyesi yüksektir. Vücut tam rahatlayacağım derken hemen yeni bir strese maruz kalıyor. Haliyle, kortizol seviyesi bir türlü düşemiyor.

Kortizol yüksekliği belirtileri;
    ü  Uykuya dalmada güçlük
    ü  Güzel bir uyku uyusanız bile uyandığınızda yorgun hissetmeniz
    ü  Özellikle bel çevrenizden kilo almanız (yeterli ve dengeli beslenseniz bile bu olabilir)
    ü  Enfeksiyonlara, soğuk algınlığına sık sık yakalanma (çünkü yüksekliğinde bağışıklık düşüyor)
    ü  Sürekli sağlıksız gıdalar tüketme isteği
    ü  Melankolik hissetme (kortizol yüksekliği serotonini düşürür. Bu durumda kendiniz sürekli     depresif hissedersiniz)
    ü  Sırt ve baş ağrıları
    ü  Bağırsaklarda hareketlilik

Peki, ne yapmak gerekiyor derseniz, stres azaltma tekniklerine yönelebilirsiniz. Yoga, meditasyon, açık havada uzun yürüyüşler, günlük tutmak (blogger da yazmakta olabilir bana iyi geliyor gerçekten J ) faydalı olacaktır. Aslında stres azaltacak kendinizi mutlu edebilecek her şey olabilir. Stressiz hayat ile kortizol üretiminiz azalacak, strese bağlı işlenmiş gıda tüketimi isteğiniz yok olacak ve sonuçta kilo alımı da durmuş olacaktır J


Sağlıkla kalın… 

27 Aralık 2016 Salı

Protein Tozları mı Uzak Durun!...

Herkese merhaba…

Haydi, bugünde spor yapanların, özellikle de erkeklerin kullandıkları protein tozlarından bahsedelim J

Protein tozları, kas gücünü arttırarak aynı zamanda kas görüntüsünü de değiştirerek bireylere olumlu bir şeymiş gibi düşündürülen ürünlerdir. İnsanlar ne kadar fazla protein tüketilirlerse, o kadar sağlıklı olabileceklerine inanıyorlar. Halbuki, bu ürünlerin zararlarını bilseler tüketebileceklerine inanmıyorum.

Gelelim zararlarına; kemik zayıflığı bunlardan ilki. Osteoporoz dediğimiz olay aslında fazla protein tüketimine de bağlıdır. Sebebi, fazla protein kanınızın daha asidik olmasına neden olur ve vücutta bunu düzenlemek için, nötralize etmek amacı ile fazla kalsiyumu kemiklerden atmaya çalışır. Sonuç tabii kemik zayıflığı ve hatta kırılması bile olabilir.

Bir diğer zararı; keton birikimi. Çok fazla protein tüketirseniz ve bunun yanında az karbonhidrat alırsanız, vücut enerji üretmek adına depoladığı yağları kullanmaya başlar. Bu durumda karaciğer ve böbrekte aşırı baskıya sebep olur. Keton birikimi başlar ve aynı zamanda enerji metabolizmanız bozulur.

Böbrek yetmezliğine de sebep olabiliyor. Çünkü böbreklerimiz protein miktarını düzenleme görevini de üstleniyor. Protein fazla ise böbrek metabolize etmek adına çok fazla yüklenilmiş oluyor. Sonuçta böbrek yetmezliği oluşabiliyor.

Karaciğer hasarı, kalp hastalıkları, sindirim problemleri, ilaçların etkisini azaltma, zararlı metaller içermesi (minimum bir tane civa, kadmiyum veya arsenik) diğer olumsuz etkileridir.

Yok ben yine de illa kullanacağım diyorsanız, bir doktora danışarak ne kadar protein almanız gerektiğini bilin ve o dozda kullanın. Ama yine de bence gıda ile almak daha sağlıklı J

Sağlıkla kalın…


25 Aralık 2016 Pazar

Yağ Yakımına Yardımcı 4 Gıda...

Herkese merhaba…

Bugün bir konu paylaşacağım ama doğruluğunda emin değilim J daha doğrusu ben denemedim ama belki duyanlar, deneyenler vardır J varsa yorum bırakırsanız mutlu olurum J Konu yağ yakan 4 gıda J


Ben akademik bir yazı bulamadım kanıtlandığına dair J uzatmadan yazayım hemen…
İlk gıda; fındık, ceviz ve badem. Tuzlu kuruyemişler yerine bunları tüketmek yağ yakımını hızlandırıyormuş. Hatta bel bölgesinde incelme yapıyormuş…

Diğeri balık ve deniz mahsulleriymiş. Sebebi tokluk hissinden kaynaklı imiş. Leptin denilen açlık hormonunu baskıladığı için, öğünler arasında açlık hissi oluşmasını engelliyor. Belki tokluk hissinden kaynaklı etki gösterebilir ama öyle yağ yakımı arttı gibi bir etki değil!

Üçüncü gıdamız, avakado. İçeriğinde omega 9 yağları barındırdığı için, yağın enerjiye dönüşümünü arttırıyor. Haliyle metabolizma hızı yükseliyor. Evet, bu bana mantıklı geliyor J

Gelelim son gıdamıza, o da Hindistan cevizi. Karaciğer metabolizmasını %30’a kadar arttırıp, tokluk hissini yükselttiği belirtiliyor. Tiroid bezlerinin çalışmasına da yardımcı oluyor.

Şimdi sonuca değinelim J benim düşüncem tabii yağ yakımı yapmadıklarından yana. Sadece balıkta ve avakado da belirttiğim gibi tokluk oluşturma etkisi gösterebilecekleri yönde olabilir. Veya metabolizma hızına etki edip,  siz sağlıklı ve formda bir hayata geçerken size yardımcı olabilir. Bazı insanlar gerçekten aa yağ yakıyormuş hemen tüketip zayıflayayım gibi düşüncelere giriyorlar. Böyle bir şey mümkün değil. En sağlıklısı her zaman belirttiğimiz gibi, işlenmiş gıdadan uzak durarak, karbonhidrat, yağ ve protein dengesini yaratıp bilinçli beslenmek J bir de tabii bol su tüketmek…


Sağlıkla kalın…

24 Aralık 2016 Cumartesi

Helicobacter pylori...

Herkese merhaba…

Bugün yine aslında çok fazla bilinmeyen, üzerinde durulmayan bir konudan bahsedeceğim. Helicobacter pylori



Helicobacter pylori, genelde midede bulunan bir bakteridir. Ülser dahil bir sürü sindirim sorununa neden olur. Çok görülmemiş olsa da mide kanserine de zemin hazırlar. Midedeki koruyucu tabakaya geçer. Bu sayede enzimler yanlış çalışır ve bağışıklık sisteminin bozulmasına yol açar. Mide ve onikiparmak bağırsağı duvarında kronik iltihabın oluşmasına da maalesef yardımcı olur.

Bu bakterinin enfeksiyonuna sahip olan insanlarda aslında hiçbir belirti görülmez diye bilinir. Ülser belirtilerin başını çeker. Fakat bir diğer belirti ise, geçmeyen ağız kokusudur. Akademik makalelerde buna rastlarsınız fakat internet üzerinden normal aramalarda pek karşınıza çıkmaz.

Kan, nefes ve dışkı testleri ile tanısı konulur. Bulaşıcıdır. Tükürük, kusma, dışkı ile temas halinde bulaşır. İlaç tedavisi ile bu bakteriden kurtulmuş olursunuz. Doktorunuz tanı koyup, 7-14 günlük ilaç tedavisine başlayacaktır. Fakat antibiyotiklere duyarlı hale gelip, tekrar nüksedebilir. Bu konu içinde (antibiyotiklerle ilgili) yazım vardı. Onu da okuyabilirsiniz. Bunun sebebi de vücudumuza gıda ile de sürekli antibiyotik almamız maalesef L

Eğer geçmeyen mide ağrınız, kronikleşmiş bir ağız kokunuz var ise (tabi çürük diş yok diye düşürsek) doktora gidip test yaptırıp, tedavi olmayı aman ihmal etmeyin…

Sağlıkla kalın…


23 Aralık 2016 Cuma

Yasak Gıdalar....

Merhabalar…

Bugün de asla ama asla tüketmemeniz gereken gıdalara değinmek istedim J ayrı ayrı öyle zararları var ki! Çok uzun olmaması adına bir kısmına değineceğim, kalanları tekrar yazacağım.


İlki şeker ve şeker türevleri olan (hani renkli yumuşaklar var ya en beterleri onlar) bütün şekerler. Kapalı paket olanların içeriğini bir okuyun. Yok yok zaten. Hepsinin ayrı ayrı zararı var. En önemlisi de çocuklar aşırı tüketiyor maalesef. Güzel güzel anlatıp, engel olmakta fayda var. Uzun süre kullanımı nörolojik sorunlara yol açıyor.

Bir diğeri alkol. Malum her gün tüketmek karaciğerinizi iflas ettiriyor. Fakat bilinmeyen bir diğer zararı ise, beyini tükettiği. Hafızanızı yavaşlatıyor. Aşırıya kaçmamakta fayda büyük.

Fast-food zaten artık başlı başına sağlığımızı yok etmeye yetiyor. İçerisindeki katkı maddeleri yeteri zararı veriyor ama bununla da yetinmiyor kanıtlanmış bir şey var ki beyinin kimyasını değiştiriyor!  Haliyle depresyon ve anksiyet sorunları artıyor.

Kızartmalar… İçerisindeki katkılar mı dersiniz, koruyucular mı, tatlandırıcılar mı, dışarıdaki sürekli kullanılan ve değiştirilmeyen yağlar mı dersiniz?… Uzar da gider inanın ki! Beyindeki sinirleri zedeliyorlar ve en kötüsü de kızartmada kullanılan Ayçiçek yağı L

Çok tuzlu gıdalar da bu listeye girmeye hak kazandı artık. Bildiğiniz gibi tuz fazlası kalp-damar sorunlarına yol açıyor fakat bir de fazlası beyine zarar veriyor. Zeka geriletiyor.
Tahılların çok fazlası da beyine zarar veriyor en fazla buna sebep olan tam kepekli tahıllardır. Yine fazla tüketimi hızlı yaşlanmaya da sebep oluyor.

Diğer zararlımız tabii ki de işlenmiş et ürünleri… sucuk, salam, sosis başı çekiyor. Protein bakımından zengin diye düşünüp nasıl olsa et yiyorum mantığı ile tüketen bir sürü insan var. Fakat etin doğal olanı yani işlenmemişler tabi fayda sağlıyor. Ama işlenmişler için, içeriğindeki katkıların zararlarının atın bir yana, sinir sisteminizi bile bozuyor.

İşlenmiş, katkı içeren her gıdadan mümkün olduğu kadar uzak duralım ki yaşam kalitemiz artsın. Unutmayın, sizin geniniz çocuğunuza geçiyor. Bile bile kendinizi zehirliyor olabilirsiniz ama çocuklarınızın suçu gerçekten yok…


Sağlıkla, bilinçle kalın…

22 Aralık 2016 Perşembe

Gluten ve Çölyak Hastalığı...

Selam…

Haydi bugün hepinizin duyduğu ve çoğu insanında artık aşina olduğu glütenden bahsedelim.



Glüten en fazla buğday olmak üzere, çavdar, arpa, yulaf gibi bazı tahıllarda bulunan bir proteindir aslında. Evet, en fazla ekmekte kullanılır sebebi ise; ekmeğin mayalanmasına ve kabarmasına yardımcı olmak. Buğdayda 30 farklı protein var ama bunlardan sadece glutanin ve gliadin su ile birleşir, ekmekteki suyu tutar ve glüten zincirlerini oluşturur.

Demin belirttiğim gibi aslında birçok tahılda glüten var ama bize en etkilisi buğdaydaki glütendir. Bazı insanlar glütenin sindirmezler. İnce bağırsaklarında glüten emilimi olmaz. Bu kişilere çölyak hastaları denir ve glütensiz ürünler tüketmeye çalışırlar. Kesinlikle dikkat edilmesi gereken bir konudur. Erken teşhisi olmaz ise, kansızlık, kemik erimesi görülebilir.

Belirtileri nelerdir derseniz; kabızlık, karın ağrısı, aşırı gaz, demir eksikliği, kemik ağrısı, uyuşma, ödem gibi. Tabii sizde bunlardan birisi var ise hemen glütene yormayın. Farklı bir rahatsızlıkta olabilir ama aklınızda bulunsun. Çölyak hastası da olabilirsiniz.

Dikkat edilmesi gerekenler; öncelikle glütensiz gıdalar tüketmesi gerekiyor. Tam buğday, arpa, yulaf, çavdar kesinlikle hayatınızdan çıkmalıdır. Paketleri aldığınız gıdaların içeriğini okumayı aman unutmayın.

Kozmetikte de glüten olabilir. Şampuanlar, ev temizleyiciler kesinlikle glütensiz olmalıdır. Rujlara, kremlere aman dikkat! Karton bardaklar, yapışkan kenarlı zarflarda da glüten var. Ağzınız ile teması kesilmelidir.

En önemlisi de evde veya dışarda kullanılan araç gereçlerin hijyenidir. Eğer glüten alerjiniz var ise; çatalınız, bıçağınız, tabağınız, bardağınız her şeyiniz yeni alınmış ve sadece size özel olmalıdır. Aynı şekilde yemek yaptığınız tencereler ve fırında yemek yapılıyor ise o bile sadece size olmalıdır. Sebebi; glüten kelimesindeki glü zaten zar demektir. Yani yapışkandır. Bir kez bile kullanılan bir araç-gereçte kesinlikle kalır. Bu sebeple herşey size özel olmalıdır…

Sağlıkla kalın…



21 Aralık 2016 Çarşamba

Hafızanıza İyi Gelen Baharatlar...

Merhaba…

Bugünde beynimize etkisi yüksek olan, iyi gelen baharatlardan bahsedelim…



Beynimizin sağlıklı nöronlar üretebilmesi için, nöron uçlarını canlı tutabilmesi için birçok akademik makale artık yediklerimizin bağlantılı olduğunu kanıtladı. Eğer hafızanız kötü ise yediğiniz gıdalar ile daha iyi bir hale gelebilirsiniz. Baharatlarda antimikrobiyal özellikleri ile hem sizi hastalıklardan korurken hem de bakın beyninize yararları nasıl?

İlk baharat safran. Önce depresyon ile savaşıyor ve öğrenme ile hafıza yetilerinizi de geliştiriyor. Yemeklerinize eklemeyi unutmayın J

Diğeri zerdaçal. Hindistan kökenli bir baharat ve kendisine sarı rengini veren madde kurkumindir. Bu madde antioksidan özellik göstererek enzimleri aktive ediyor. Beynimize etkisi tabii yüksek. Ayrıca iltihap önleyici etkisi ile kanser ve doku sertleşmesi ile de mücadele ediyor.

Bir diğer baharat ise tarçın. İçeriğini bırakın kokusu bile zihninizi açıyor aslında J Hatta tarçınlı sakızlar bile hafızanızı, dikkatinizi ve odaklanmanızı geliştiriyor. Beyin dışında tarçın, şekerinizi düzenleyip kan ve lenf kanseri hücrelerinizin oluşmamasına yardımcı oluyor. Antimikrobik özellikleri ile de enfeksiyon oluşumuna engel oluyor.

Son olarak ise adaçayından bahsedeceğim. İçerişindeki maddeler Alzheimer hastalığında kullanılan ilaçların içeriği ile aynı. Sadece 50 mikrolitre kadar adaçayı yağı bile hafıza gelişiminize aşırı iyi derecede yardımcı oluyor. Aynı zamanda bildiğiniz gibi kuvvetli bir antioksidan ve iltihap önleyicidir.

Bu baharatları bence hayatınızdan eksik etmeyin. Aslında çoğu insan zaten tüketiyor. Ama yine de daha fazla özen gösterip, dikkat ederek kullanmaya devam edelim J


Sağlıkla kalın….

20 Aralık 2016 Salı

Metabolizma Hızlandırma...

Selam herkese…

Haydi, bugünden metabolizmadan ve hızlandırma yönteminden bahsedelim birazcık J


Metabolizma enerji sağlamamız için vücudumuzdaki kimyasal değişimlerdir. E tabii metabolizma için en önemlisi, vücudunuzdaki varsa kilo probleminiz veya formda kalmanızdır. Metabolizmayı yaş, gen, günlük diyet etkiler. Bazı insanlar ne yaparlarsa yapsınlar metabolizmalarının hızlanmadığını söylerler. Evet, bunda genetik etki yüksek ama emin olun yine de az da olsa fark ettirebilirsiniz… Haydi, şimdi neler metabolizmayı hızlandırır inceleyelim…

Öncelikle kahvaltı diyorum. Sakın atlamayın mutlaka ama mutlaka yapın. Vücudunuz uyku halindeyken enerjinizi korumak için metabolizmanızı otomatik olarak yavaşlatır. İyi bir kahvaltı ile metabolizmanız direk hızlanmaya başlayacaktır.

Diğer etkimiz ise, günde 3 kez değil 5-6 kez aralıklarla az az sık sık yemek yemeniz. Bu etki ile vücut enerjinizin sabit olduğunu anlar ve karbonhidratları yağa dönüştürmek yerine yakmayı tercih eder.
Yeşil çay içmek te metabolizmayı hızlandırır. Bununla ilgili birçok akademik makale okudum. Kendimde gün içerisinde tüketiyorum.

Eğer vücudunuzda B kompleks vitaminleri ve demir az ise kendiniz sürekli yorgun hissedersiniz. Yediklerinizle veya doktor kontrolünde takviye alarak metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz. Hem sağlık için de çok çok önemli zaten.

Egzersizler ve antremanlarda metabolizmaya etki eder. Hiç bir şey yapamıyor iseniz bile kısa kısa yürüyüşler bile inanın yararınıza olacaktır.

Son olarak gelelim en önemlisine tabii SU J günde 2-3 litre (kilonuza ve ihtiyacınıza göre) suyunuzu kesinlikle için… Her şeyin en önemlisi kesinlikle budur.


Sağlıkla kalın….

19 Aralık 2016 Pazartesi

Cipsteki Tehlikeler...

Selam…

Her gün yediğimiz bayıldığımız, özellikle akşamları film karşısında sürekli tüketilen cipslere değinelim mi? Tabii zararlı J


3 büyük zararı mevcut. İlki çok yüksek miktarda tuz içermesidir. İkincisi trans yağlar ve üçüncüsü içeriğindeki koruyucu maddeler.

Önce yüksek tuz içeriğine değinelim. Günde 1 gramın altında tuz tüketirseniz vücudunuzdaki iyot dengesi bozulur ve siz zarar görürsünüz. Eğer günde 6 gramdan fazla tuz tüketirseniz de hipertansiyon ve uzun dönemde kalp-damar sorunları yaşarsınız. Yani tuz aslında hayatımızda ciddi bir konuma sahiptir. E, malum cipslerde yüksek miktarda tuz içerdiğinden (ki siz gün içerisinde tuzu sadece cips tüketerek vücudunuza almıyorsunuz) bu riskler göz önüne alınmalı.

Gelelim trans yağlara. Aslında günümüzde trans yağlar birçok Avrupa ülkesinde yasaklandı. Bu yağlar kandaki HDL miktarını yani iyi kolesterolünüzü düşürürken, LDL miktarını yani kötü kolesterolünüzü de yükseltir. Damar sertliği, damar tıkanıklığı ve kanser riskini arttırır. Karaciğerinize ciddi zarar verir. Kalp krizi riskinizi de 2 katına çıkarır.

Son olarak cipteki koruyucu maddelere değinelim. Bunlar zaten başlı başına upuzun bir konu. Yazsam uzar gider yani ama sadece cipstekilere değinirsem eğer, renklendirici kullanılıyor. (Aromalara değinmek bile istemiyorum o kadar kötüler). Belirlenen limite göre kullanılsa da aslında çok çok zararlılar. Yapay bir şey (renklendirici, aroma) size ne kadar yarar sağlayabilir ki zaten! Anlatmama gerek bile yok!

Cipslerin bu zararının en kötü hali de akşam tüketilmesidir. Vücut kendini tam dinlenmeye aldığı saatte tükettiğinizde, tuz ve yağ yüklemesi yapmış oluyorsunuz. Doğal olarak vücudunuz bütün dengesi bozuluyor ve bu yağ ile tuzu sindirmeye çalışıyor. İlerisi yıllar için kalp riski ve kanser kaçınılmaz oluyor…

Umarım bu yazı da faydalı olmuştur. Günlük yediğimize içtiğimize dikkat ettiğimizde aslında hayat çok daha güzel olacak inanın ki!

Sağlıkla kalın…

17 Aralık 2016 Cumartesi

Kahve Hakkında Çok Önemli!...

Selam…

Canım blog arkadaşım hepimizin tatlısı, sevgili Deeptone için bir arada olan kahveleri yazmak istedim. Dün istedi benden ve hemen yayın yapıyorum J


Genel olarak kahveden bahsetmiştim zaten. Asıl vurgulamak istediğim; en güzeli ve sağlıklısı olan sade Türk kahvesi içmemiz idi. Birçok insan günde bir fincan olarak bilinçli olarak bunu yapıyor zaten… Ama gelelim Deep’ in de değinmek istediği gibi, tam tersini yapıp, şu 3’ü bir arada veya 2’si bir arada dediklerimiz var ya işte tam onları tüketenlere.

Aman diyeyim ne olur yapmayın… İçlerinde koruyucu, renklendirici ve tatlandırıcı bulunduruyorlar. E haliyle ne oldu, zarar üstüne zarar. Peki, ne zararı mı var?

Damar hastalıklarına zemin hazırlıyor. Evet, bunu yapıyor. Kalp ritmini kesinlikle bozuyor. Tansiyonu arttırıyor. Bu iki madde de kalp-damar problem, yarattı mı sizde? Evet. Başka ne yapıyor derseniz, 2003-2004 yıllarında bir araştırma yapılmış ve kesin sonuçlara varılarak, bayanların aşırı kahve tüketimi ile doğurganlık oranının azaldığı belirtilmiştir.

Gelelim önemli olan pek değinilmeyen konulara, marka vermediğim ama sizin anladığınız bir arada olan kahvelerdeki ilk yaptığınızdaki yanık kokusunu alıyor musunuz? Nedir o biliyor musunuz; yakılmış kakao ve yakılmış fındık kabuğudur. Bize ne mi yapıyor. Hormon değişikliği! Öğütülerek kahve görüntüsü ve tadı veriliyor. İnanın bunlar basit işlemler. Diğer içeriği süt tozu. Süt tozu da sütün kimyasallar ile yakılarak dibe çökmesi ile elde ediliyor. Süt yakıldığında rengi beyaz olmaz. Haliyle onun rengini beyaza (en azından kemik rengine) döndürmek için melamin maddesi kullanılır. Olmazsa olmazdır bu. (melamin bildiğiniz petrol maddesidir). Bu maddeler birleşip vücuda girdiğinde ilk olarak karaciğerinize bela oluyor. Karaciğeriniz yağlanır. Sonra damarlarınıza geçer. Kanseriniz temeli yine atılmış olur maalesef! (Bu arada süt tozu birçok gıdada var, bebek mamaları, hazır çorba, yoğurtta. Dikkat edin!). aromalardan bahsetmiyorum bile L

Sonuç günde bir paket sigara ile 3 fincan birada olan kahve içmek aynı şey. Sigara dumanlı, bu bahsettiğim kahveler ise melaminli zehir oluyor. Yapmayın etmeyin, günde 1 fincan Türk kahvesi en ideali. O da zorunlu değil tabi…

Sağlıkla kalın…


16 Aralık 2016 Cuma

Brokoli Yararı ve Minicik Zararı...

Selam…

Bugün yine mucize gıdalardan yazacağım J Malum günlük yediklerimiz bizi geleceğe hazırlıyor. O zaman hadi tam mevsimi olan brokoliden bahsedelim.



Bildiğimiz gibi yeşil olan her şeyi tüketmek lazım aslında. Çiğ olarak da tüketebilen brokoli (ben hiç denemedim J) genelde haşlanarak tüketiliyor. En sağlıklısı da budur zaten. Zeytinyağı sosu ile hazırlanmış, haşlanmış brokoli J gelelim faydalarına;

Brokoli tam bir A vitamini kaynağı. Onun dışında B kompleks vitaminleri ve bolca mineral içermektedir. 100 gr bile tükettiğinizde günlük vitamin ihtiyacının %10’unu karşılıyorsunuz. Demir ve folik asit içeriğinden ötürü özellikle hamile olanların bolca tüketmesi gerekir. Antioksidan kaynağı olduğundan haliyle kansere savaşçı. Bağırsak hareketlerine olumlu etkisi var. Lif kaynağı ve vücudu toksinlerden arındırır.


Zararı var mıdır peki? Aslında evet ve tek koşul ile. Benim bildiğim kış aylarında her gün tüketen insanlar var. Bu zarar asıl onlar için geçerli tabii.  Brokoli müthiş bir antioksidan olduğu için, sürekli tüketildiğinde akademik makaleler gösteriyor ki pro-oksidan etki gösterebiliyor. Peki, bu nedir derseniz, çok fazla antioksidan alınınca, hücreler amaçlananın aksine hasar görmeye başlıyor. O yüzden yine belirtelim aşırısına gerek yok. Her şeyde olduğu gibi (su için bile geçerli bu) fazlası zarar. 

Sağlıkla kalın...

15 Aralık 2016 Perşembe

Kahve Hakkında...

Selam…
Eski yazımda sizlere bitki çaylarından bahsetmiştim. Şimdi ise yine bir mucizeden bahsedeceğim. Hepimizin hemen hemen her gün tükettiği kahve J



Vücudumuza o kadar faydalı ki! Kahvenin içeriği tam bir antioksidan, vitamin ve mineral yuvasıdır.  Ama tabii günde 1 fincan en fazla 1 fincandan sonrası maalesef zarara dönüşebiliyor. Kafeinin fazlasına gerek yok. Çünkü günlük kafeini sadece kahveden almıyorsunuz. Çayda da kafein bulunmaktadır. Şimdi önce faydalarını anlatayım.

En önemlisi karaciğere olan faydasıdır. Yapılan bir sürü akademik araştırmada siroz hastalığı riskini önlediği belirtiliyor. İkincisi; mutluluk hormonu olan serotonini arttırıyor bu sayede depresyon gibi rahatsızlıklara güle güle diyorsunuz J (kahve içenler; içmeyenlere oranla 10 kat daha mutlu oluyor bilginize). Üçüncü kesin kanıtlanan etkisi; konsantrasyon artışı. Kahve içen insanlardaki odaklanma oranı, içmeyenlere oranla 6 kat daha fazladır. Aslında bu üç etki dışında etkilerinden de bahsediliyor fakat asıl bu 3 etki kanıtlanmıştır. Diğerleri hakkında çok fazla akademik makaleye rastlamadım.

Gelelim kahve ile ilgili bilinen yanlışlara;

Uyku kaçırdığı vurgulanır ama aslında öyle bir etkisi yok. Eğer günde 4-5 fincan içerseniz olabiliyor o da kafein fazlalığından tabii.

Şişmanlattığını söyleyenler var. Ama öyle bir etkisi de yok. Eğer şekersiz, kremasız ve süt ilavesiz bir kahve tüketiyor iseniz, kalorisi en fazla 20 kcal. E, haliyle buda kilo yapmaz.

Bağırsaklara çok iyi geldiği söylenir evet kolon kanserine iyi gelirde fakat; eğer demir eksikliğiniz var ise; günde 3-4 fincan kahve içerek zaten olmayan demirinizin bağırsaktaki emilimini %70 oranında kaybedersiniz.

Yine bilinen bir yanlış ise sürekli kahve içenlerin diş renklerinin sarardığı yönündedir. Bu da yanlıştır hatta kahve ağızda diş çürümesine yol açan bakterileri öldürür ve çürük diş riski azalır.

Kahvenin yanında su neden içilir peki? Belki biliyorsunuzdur ama yine değineyim. Doğru olanı kahveyi içmeden önce yarım bardak su içip üzerine kahvenizi içip, sonra tekrar kalan suyunuzu içmenizdir. Sebebi ise; ilk içilen su kahvenin sert kıvamının midenize direk geçmesini önlemektir. Kahveden sonra içilen su ise kahvenin yoğun tadını kırmak adınadır. Ayrıca kahve vücudunuzdaki suyun bir kısmını tutuğu için, kahveden önce ve sonra su içmek faydanıza olacaktır.

Sonuç olarak; günde sadece 1 fincan şekersiz sade kahve sizin yararınıza, fazlasına gerek yok ama J


Sağlıkla kalın…

14 Aralık 2016 Çarşamba

Beta-karoten'in Önemi...

Selam…
Bugün size beta-karotenden bahsedeceğim. Bizim için öyle önemli ki! Neden mi? Haydi değinelim J



Beta-karoten vücudumuzdaki A vitaminin öncü maddesidir. Bu özelliğinden dolayı buna provitamin denir. Karaciğerimizde depolanır ve vücudumuz ne zaman A vitaminine ihtiyaç duyarsa; Beta-karoten A vitaminine dönüşür.

Aslında birçok bunun gibi karotenoidler vardır fakat çoğu A vitaminine dönüşmez. Çok güçlü bir antioksidandır. Yani vücudumuzda istenmeyen maddeler ile savaşır. Haliyle kanser riskimiz var ise azalır. Kalp-damar problemlerine tam bir ilaçtır.

Karaciğerde A vitaminine dönüştükten sonra, gözdeki retina tabasına yerleşir. Amaç, geceleri görmemizi sağlayan rodopsine pigmentine dönüşmek. E bizde bu sayede az ışıklı olan ortamlarda daha rahat görürüz.

Hangi gıdalarda var derseniz; yeşil yapraklı olan sebzelerde bolca var. Ama taze, çiğ olarak tüketmek gerekir. Örneğin; ıspanaktaki beta-karoten eğer ıspanağı haşlayıp yemek yaptıysanız içerisinden uçup gidiyor. Çünkü beta-karotenler 40°C nin üzerinde ölür. Yemek pişirirken ocak ısısı 100°C olduğundan çiğ yemek gerekli.

Vitiligo hastalarının bolca tüketmesi gerekir. Vitiligo bir pigment sorunu olduğundan beta-karoten en iyi ilacıdır.  Sigara içenlerin tüketmemesi gerektiği ve akciğer kanserine zemin oluşturduğu söylentileri var fakat belirtilmeyen nokta yapay olan beta-karoten için geçerli olduğu. Doğal olarak alınan beta-karoten asla böyle bir şeye sebep olmaz.

Bu arada sürekli dile getirilen havuçta beta-karoten var cümlesi de yanlış. Havuçtaki luteindir. Beta-karoten değil. J ikisi farklı karotenoidlerdir.


Sağlıklı kalın…

13 Aralık 2016 Salı

Kırmızı Et ve Antibiyotik Tehlikesi

Selam…
Haydi, bugünde birazcık sürekli tükettiğimiz kırmızı etlerden bahsedelim. Ama tabii içeriğinden değil, içindeki antibiyotiklerden! Aynen yanlış okumadınız J


Bilmeyen bir sürü kişi vardır ama bu gerçek. Günümüzde birçok kırmızı ette bu tehlike bulunmaktadır. Peki, nasıl oluyor bu iş?

Büyükbaş hayvanlar yetiştirirken hasta olma riski artık çok fazla. Malum hijyene çok önem verilmediğinden, bakteri kaynaklı enfeksiyonlar baş gösteriyor ve hayvanlar ölüme yaklaşıyor. İşin özeti, hayvanların hasta olmaması adına yemlerine katılıyor veya doğrudan vücutlarına antibiyotik enjekte ediliyor. Bu sayede hayvan enfeksiyon almadan kasları daha sağlam oluyor, daha kısa sürede büyüyor ve kesime hazır hale geliyor.

Haliyle bizlerde bu etleri tüketerek bir yandan da vücudumuza antibiyotik almış oluyoruz. Bu sefer vücudumuzdaki bakteriler sürekli antibiyotik ile karşılaşarak direnç oluşturuyorlar. Sonra hastalanıp herhangi bir enfeksiyon geçiyor isek içtiğimiz antibiyotik hiçbir işe yaramıyor.

Size tavsiyem; kesinlikle üzeri damgalı olan, kesimi uygun olan ve sürekli bildiğiniz güvendiğiniz kasaplardan hatta büyük marketlerden et almanız. Özellikle büyük marketlerde çok fazla denetim yapılmakta. Güven sorunu pek yaşamazsınız.

Son bir şey ekleyeyim; yine de güvenemiyorum diyor iseniz dana eti yerine kuzu eti yiyebilirsiniz. Çünkü kuzuya antibiyotik ve katkı maddesi verilemez. Koyun ve dana etine göre çok daha sağlıklıdır. ;)


Sağlıkla kalın…

12 Aralık 2016 Pazartesi

Stevia Bitkisi...

Selam…
Stevia bitkisini bilenler var mı?


Açıkçası bende son 2 senedir haberdarım. Hiç dikkatimi çekmemişti. Fakat bu bitkiyi öğrendikten beri şeker yerine hayatımda J Haydi nedir ve nelere iyi geliyor bakalım.

Japonya’da 30 yıldır, Brezilya’da ise yüzyıllardır kullanılıyormuş. Her geçen gün kullanımı yüksek oranda artıyor. Kendiniz bile tohumunu alarak evinizde yetiştirebilirsiniz. J  Fabrikalarda işlemlerden geçtikten sonra, bildiğimiz şekere oranla 300-400 kat daha fazla tatlandırıcı özelliği var. Ama içerisinde şeker ve protein yok. Haliyle kalori yok. Yani doğal bir tatlandırıcıdır. Kek-pasta yapımında şeker yerine tatlandırıcı olarak kullanabilirsiniz. Çaya şeker kullanmak yerine stevia ilave edebilirsiniz (demlendikten sonra yaprak olarak az bir miktar tabi).

Gelelim faydalarına; ilk olarak diyabete iyi geldiği belirtiliyor. Fakat burada yanlış anlaşılan bir şey var; diyabeti geçirmiyor sadece şeker yerine bu bitki kullanılarak şeker yeme istediği bastırılıyor.

Asit-baz dengesine olumlu etkisi var, bağırsak florasına faydalı,  hipertansiyona olumlu etki ise diğer faydalarından. Zararı yok aslında ama çok fazla tüketmemek lazım. Yorumlardan anladığım kadarıyla; (çok tüketenler) bazı sorunlar yaşamışlar. Ama belirttiğim gibi; genelde diyabet hastalarına kullanılmış. Algı yanlış; diyabeti geçirmiyor sadece tatlandırıcı özelliği ile hem yapay bir şey tüketmiş olmuyorsunuz hem de tatlı ihtiyacını bastırıyor. Önemli noktası da bu zaten. J


Sevgiyle kalın…

11 Aralık 2016 Pazar

Uçuk Tedavisi...

Selam…

Haydi, bugün farklı bir konuya giriş yapalım. Dudaklarda çıkan ağrılı uçuklar…



İçi su dolu minik minik kabarcıklar aslında bunlar. Genellikle ağız dışında, dudak kenarlarında olur. Ağız içinde çok nadirdir ki ben çevremde hiç duymadım, denk gelmedim yani. Eğer olursa; damak tavanına yapışıyor. En kötü tarafı ise maalesef bulaşıcı!

Çıkmadan 24 saat önce aslında belli eder kendini. Ufak kaşıntı, yanma olur dudak kenarınızda. Sonra içi su dolu kabarcık olur. Eğer el değdirirseniz kesinlikle çok iyi elleriniz temizlemeniz gerekir. Yoksa ellerinizden farklı bölgelere geçiş yapacaktır. Çocuklardan uzak durmakta fayda var. Büyük ihtimal geçecektir.

Peki, neden bazı kişiler sürekli uçuk problemi yaşar? En büyük nedeni her hastalıkta olduğu gibi strestir.  Stres ile bağışıklık aşırı düştüğünden bu sorun oluyor maalesef. Yorgunluk, uykusuzluk ve güneş de etken.

Uçuk içerisinde bilinenin aksine mikroorganizma değil, virüs bulundurur. Bu sebeple, bakteri ile virüsün tedavisi farklıdır. Bakteri bazlı problemlerde antibiyotik içeren kremler sonuç verirken, virüs için antibiyotikli krem kullanmak hiçbir işe yaramaz. Antiviral (virüs karşıtı) kremler etki edecektir. Hatta size tavsiyem krem yerine antiviral pomad kullanmanız. Derinin çok çok altında inerek daha etkili sonuç verecektir. Bitkisel olarak tedavi de başarılı olan birini henüz duymadım. Doktorunuz en iyi çözümü uygulayacaktır zaten J


Sağlıkla kalın… 

9 Aralık 2016 Cuma

Glikoz Şurubu Zararları...

Merhabalar…
Bugün yine önemli bir konu paylaşacağım… Günlük hayatta sürekli tüketilen ambalajlı atıştırmalıklarda, bazı gazsız içeceklerde bolca bulunan glikoz şurubundan bahsedeceğim.


Diğer adı mısır şurubu olan bu şeker, mısır nişastasından elde ediliyor. Gıdalarda kullanılmasının ilk nedeni diğer şekerlerden daha tatlı olması ve daha ucuz olması. Ama o kadar zararlı ki…
Vücuda gıda yolu ile girdiğinde ilk olarak şeker dengenizi bildiğiniz alt üst ediyor. Hormonal düzenini yüksek ölçüde bozuyor. Fazla östrojen salgılanmasına neden oluyor. Ve en kötüsü uzun vadede kansere sebep oluyor. Bu kanıtlanmış artık. Birçok makalede bulunmaktadır. Sebebi ise; kanserli hücreleri besliyor. Yani onların yemeği gibi düşünebilirsiniz. Haliyle kanserli hücre sayısı arttıkça bu hastalık kaçınılmaz oluyor.

Yine makalelerde mevcut olan etkisi ise, karaciğer büyütücü etki. Bu da kanıtlanmıştır. E haliyle kilo alımına sebep oluyor. Bize yararlı olan birçok mineralin emilimini azaltıyor.

Bu şekeri içeren bir gıda tükettiğinizde, daha fazla aç hissedeceksiniz kendinizi. Bunun sebebi de kan şekerinizi düşürmesi. Malum açlık hissi beynimizin kan şekerini düştüğünü fark edip bizi uyarması ile oluyor.

Aman diyeyim, alacağınız ürün ne olursa olsun eğer paketin üzerinde, içindekiler kısmında glikoz şurubu, fruktoz şurubu yazıyor ise uzak durun. Ne olur tüketmeyin... Sağlık her şeyden önemli…

Sevgiyle kalın…

8 Aralık 2016 Perşembe

Saç Dökülmesi ve Biyotin...

Selam…

Bugünkü yazımda sizlere saç dökülmesinden bahsedeceğim…


Bu sorun maalesef insanların büyük bir kısmında var. Özellikle de bayanlarda daha fazla. Dökülmelerin altında birçok sebep olabilir. Mevsimsel etkenler ve stres en başında geliyor. Eğer saçınızı ellediğinizde elinize 5 telden fazla dökülen saç geliyor ise yoğun saç dökülmesi var demektir.
Saç dökülmeniz eğer yoğun ise öncelikle bir doktora gitmekte fayda var. Doktorunuz eğer önemsiz görüp mevsimsel vb. sebepten der ise o zaman kullandığınız şampuana ve günlük tükettiğiniz gıdalara dikkat etmeniz gerekir.

Biyotin (H vitamini) ağırlıklı gıdalar tüketmekte büyük fayda var. Bu vitamin suda çözünüyor ve vücutta depolanmıyor. Bu sebeple dışarıdan gıda ile sürekli almakta fayda var. Hangi gıdalarda var derseniz; bunların en başında yumurta geliyor. Daha sonra en fazla da yer fıstığında bulunuyor.
Peki diyelim ki bunları zaten tüketiyorsunuz ama saç dökülmeniz yine çok yoğun. O halde doktorunuz size çok yüksek ihtimal biyotin takviyesi verecektir. 2-3 aylık bir tedavi sonucunda dökülmeniz neredeyse tamamen bitecektir emin olabilirsiniz.

Saç dökülmesini psikolojik sorun haline getirmeye gerçekten gerek yok. Tedavisi olan ve önlemi de alınabilecek bir şey. Eğer sizde de var ise doktorunuza uğramayı unutmayın J


Sevgiler…

6 Aralık 2016 Salı

Omega 3' ün Önemi...

Merhabalar…

Bugün yine önem verdiğim kış aylarında tükettiğim bir takviyeden bahsedeceğim. Omega 3!



Omega 3, vücudumuzun normal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gereklidir fakat vücut tarafından üretilmez. Bu yüzden dışarıdan gıda yoluyla veya takviye ile alınması gereklidir. Gıdalarda en fazla bildiğiniz gibi balıkta bulunmaktadır.

Gelelim ne işe yaşadığına. Vücutta aslında çok fazla görevi var ama en önemlisi kalp damar sağlığında kullanılması. Bunun dışında kanımızın normal seyrinde pıhtılaşmasının sağlar ve beynimizdeki hücreleri kaplayan zarın üretiminden sorumludur.

Benim kullanıp faydasını gördüklerim ise; bağışıklığı çok güzel kuvvetlendiriyor. Hastalıklara güle güle diyorum. Ve kalp-damar sağlığıma çok çok iyi geliyor. Önceki yazımda 6 ayda bir rutin kontrol yaptırdığımı belirtmiştim. Bu kontrolde HDL değerim sürekli yüksek çıkıyor. LDL değerim ise düşüyor. HDL iyi, LDL ise kötü kolesterolümüzdür. HDL’nin yüksek olması kalp-damar problemlerini minimuma indirir. Gerçekten de buna şahit oluyorum. Tabii spor yapmak ta HDL değerini yükseltir onu da belirteyim.

Peki, eksikliğinin belirtileri nelerdir; egzama benzeri alerjik durumlar, saç ve cilt kuruluğu (evet bu kesinlikle oluyor), göz kuruluğu ve dikkat eksikliği, eklem iltihabı gibi. Bunlar hep akademik makalelerde kanıtlanmıştır arkadaşlar. En önemlisi ise kalp-damar sorununuz oluyor maalesef.


Ben sadece kış aylarında doktorumun önerisi ile omega3 balık yağı takviyesi alıyorum. Hele ki benim gibi balık yemiyor iseniz, takviye şart. Karaciğerinizde sorun yok ise çok büyük bir yan etkisi yok. Ben kendimde görmedim ama tabiki doktor önerisi ile sizde kullanabilirsiniz. Faydası gerçekten çok yüksek. Bağışıklığımızı korumak ilk görevimiz çünkü ;)

Sağlıkla kalın...

5 Aralık 2016 Pazartesi

D3 Vitamini Önemi!...

Merhaba…
Bugün sizlere bilgilendirme amaçlı D3 vitaminini anlatacağım. Çok fazla değinilmeyen bir konu ama eksikliği kansere alt yapı oluşturuyor. Aman dikkat!


D vitamini, vücudumuzda genelde az bulunan bir vitamin. Vücudumuzun büyüyüp gelişmesi için ihtiyaç duymuş olduğu en kompleks vitamin aslında. Faydaları saymakla bitmez. En önemlisi tabiki kemik sağlığı. Bunun dışında bağırsaklarda kalsiyum emilimini arttırıyor. Bu da çok önemli çünkü D vitamini vücuttaki kalsiyumu alıyor, kemik ve dişlere yerleştiriyor.  Gıdalarda en fazla karaciğer, balık, yumurta, peynir ve mantarda bulunuyor. Kanser dedim demin evet, çünkü eksikliği bağışıklık sistemini aşırı düşürüyor. Buda kansere çok güzel yer açıyor maalesef.

D3 vitamini ise; D vitaminin bir formu. Güneş ışığının, deriye geçmesinden sonra vücutta, vücut tarafından sentezleniyor.

Yılda 9 ay boyunca güneş görmediğimizi düşünürsek, d3 vitamini nasıl vücudumuza girebilecek? Gıdalarda yok denecek kadar az zaten. Sadece yaz aylarında güneşten yüksek fayda alıyoruz ama o da yanlış yapılıyor. Neden mi? Çünkü malum güneş kremleri kullanıyoruz. Kremler güneşin bize yaratacağı faydayı minimuma indirgiyor. Fakat güneş altında hiç krem kullanmadan 25 dk. kalır isek (tenimize nüfus ederse) maksimum D vitamini depoluyoruz. E haliyle d3 vitamini depolamış oluyoruz.

Esmer tenliler güneşten daha az fayda görür bu arada. Güneşte kaldıklarında D vitamini üretimi engelleyen melanin isimli pigment devreye girer. 10 kat daha az yararlanırlar. E haliyle fayda yine düşer.
Ben 6 ayda bir kez tam kan tahlili yaptırıyorum ve kesinlikle herkesin yaptırması gerektiğini düşünüyorum. D vitaminine de kan analizlerimde baktırıyorum. Günlük d3 vitamini takviyesi alıyorum (kış aylarında doktor kontrolünde). Tavsiyem eğer baktırmadıysanız, kan tahlili ile D vitamininize baktırın (sadece d vitamini değil, tam chek-up tercihiniz olsun). Eksikliği var ise ki muhtemelen vardır. Malum kış aylarındayız. Takviye alın doktor kontrolü ile tabi ki. D3 vitamini sıvı forma damla veya ampul şeklinde mevcut. Doktor kontrolünde alabilirsiniz. 

Sağlıkla kalın..

3 Aralık 2016 Cumartesi

Mentollü Merhem...

Merhabalar…

Eğer çok baş ağrınız var ise, migreniniz var ise, dışarıdayken mideniz bulanıyorsa, yol tutması var ise süper bir üründen bahsetmek istiyorum. Şanlı mentollü merhem.

Ürünü yaklaşık 1 senedir severek kullanıyorum. Küçücük olmasından dolayı çantama atıyorum ve migren ağrısında şakaklarıma azıcık sürerek çok kısa bir sürede ilaç kullanmadan ağrıdan kurtuluyorum J

Eğer ufak bir mide bulantım var ise, koklamam bile yetiyor desem J Burun tıkanıklığında, burun kenarlarına sürdüğünüzde aşırı rahatlatıyor. İçeriği ise; %15 mentol, %10 kafur, %10 okaliptol, vazelin, likit parafin.

İçeriğinde tek rahatsız edecek likit parafin. Malum petrolün bir yan ürünü. Bende çok tereddüt ettim bu yüzden. Ama bir alternatif söyleyeyim. Ürünü aldınız ve bitti diyelim hazır minicik kutusu duruyor ve tekrar almak istemiyorsunuz parafinden dolayı. O halde içerisine evinizde var ise, vicks vapoRub koyabilirsiniz. Bende yapmadım değil hani J

Bazı kişilerde, yorumlarda pek işe yaramadığı belirtiliyor ama ben gerçekten çok memnunum. Ürünü,  eczanelerden temin edebilirsiniz.

Sevgiyle kalın..


Not: Ürünü kendim temin ettim reklam amaçlı değildir.

2 Aralık 2016 Cuma

Mucize Gıda Ananas

Herkese merhaba…

Önceki yazılarımda yağlardan, antibiyotiklerden, alkali yaşamdan bahsettim hep. Fark ettim ki tüketmiş olduğum ve önermek istediğim mucize gıdalardan bahsetmemişim!  Şimdi her sabah tüketmiş olduğum meyveden bahsedeceğim… Ananas tabii J



Aklınıza gelemeyecek kadar faydası var ananasın. Ben sabahları kahvaltıda 1 veya 2 dilim kesinlikle tüketiyorum. Ama asla konserve değil. Tabi ki de tazesini. Şu sıralar marketlerde bolca satışta.  Kolaylıkla bulabilirsiniz. Hem sabahları tatlı ihtiyacınızı ananastan alarak reçel vb. yüklü şeker içeren gıdalardan uzak durmuş olursunuz. Form da önemli değil mi J Gelelim faydalarına;

Öncelikle mükemmel bir ödem söktürücüdür. İçerisinde yüksek miktarda lif bulunduruyor bu da bağırsaklara yarıyor, çok güzel çalışmış oluyor. Sindirimi aşırı hızlandırıyor. Zaten kabızlık sorununuz var ise; sindirim sorunu var demektir. Ananas ta sindirimi düzene sokarak rahatlatacaktır.
Yağ yakımına yardımcıdır. Kilit nokta; özellikle hani o tam orta kısmında sert olan yemediğiniz yeri var ya işte tam orası bu görevi üstleniyor J C vitamini ve antioksidan içerdiğinden kollajen dokunuzu arttırıyor. Bu da cildi güzelleştiriyor. Daha birçok şey yazabilirim ama bunlar yeterli şuanda J

Alabiliyor iseniz evinizden eksik etmeyin derim…


Görüşmek üzere, sevgiyle kalın…

1 Aralık 2016 Perşembe

Pastörize Süt mü, Sterilize Süt mü?

Selam…

Bugün size süt konusundan bahsedeceğim… Ben lisansta ve lisansüstünde gıda okuduğum için değinmek istedim, hassas bir konu emin olun.


Sütü hemen hemen her gün tüketiyoruz. Peki, önemli olan kutu süt mü (sterilizasyon, UHT), günlük süt mü (pastörizasyon, cam şişe)…

Önce pastörizasyon hakkında bilgi vereyim. Çiğ sütün 100°C’nin altında bir sıcaklıkta, zararlı bakterilerini öldürecek şekilde işleme tutulmasıdır. Bu işlemde bakterilerin sadece kendileri ölür. Sporları dediğimiz bakteriler ise (üremesine devam edecek olan yavruları gibi düşünün) kalır. İşlem üzerinden geçen belli bir süre sonra, sporlar bakteri üretmeye devam eder. (bu yüzden 3 gün içinde günlük sütü tüketmek gerekir).

Sterilizasyon da ise; çiğ süt 135-150°C’de işleme tabi tutulur. Çiğ sütteki bakteriler ve sporları yani hepsi ölür.
Peki, ikisi arasındaki fark nedir? Hangisi daha sağlıklıdır?,

Pastörizasyon ile elde edilen sütlerde protein ve vitamin kaybı minimum düzeydedir. Haliyle biz neredeyse sütün bütün faydalarını almış oluruz. Sterilizasyon da ise; protein ve vitamin kaybı çok daha yüksektir çünkü ısıl işlemin derecesi daha fazla. Örnek olarak pastörizasyon ile sütteki folik asit kaybı %10 iken, sterilizasyon işlemi ile %15’dir. İki işlemde de mineral kaybı olmaz. Çünkü sütteki mineraller ısı etkisinden etkilenmiyorlar. Pastörize sütler 3 gün dayanırken, sterilize sütler çok daha uzun raf ömrüne sahiptir. Pastörize süt kesinlikle soğukta muhafaza edilirken, sterilize sütler açılmadan oda sıcaklığında kalabilir. (marketlerde de raflarda bulunuyor zaten, buzdolaplarında değil). İşin özet kısmı bu.

Kendiniz için, çocuklarınız için benim tavsiyem; sütün gerçekten yararını almak istiyor iseniz cam şişede günlük süt tüketmeniz. Şu da bir gerçek; hangi gıdada ısıl işlem daha fazla ise o gıdadaki kayıp daha fazla olmuş olur.


Sağlıkla kalın…

Powered by Blogger. Blogger Template by Intikali.org. Supported by Iskael and BlogSpot Design.