30 Kasım 2016 Çarşamba

Antibiyotikler...

Selam herkese…

Bugün sizlere çok önem verdiğim bir konudan bahsetmek istiyorum, Antibiyotikler!
Antibiyotikler; bakteriyel kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Vücutta hastalık sebebi olan bakterilerin çoğalmasını önleyip, onları öldürebiliyorlar. Peki, bütün bunları yaparken bize zarar veriyorlar mı? Hem de nasıl! Hele ki geniş spektrumlu bir antibiyotik kullanıyor iseniz (geniş spektrumlular vücuttaki bütün bakterileri öldürüyorlar) vay halimize.


Zaten yakın zamanda ülkemizde antibiyotik kullanımı kısıtlandı. Eczanelerden reçetesiz alamıyoruz artık. Kesinlikle doktor tedavi amaçlı vermeli ama artık doktorlarda vermemeye çalışıyorlar. Çok çok ileri bir durumda iseniz, vücudunuz artık savaşamıyor ise uygun görülüyor. Kimi insanlarda, çabuk iyileşmek adına doktorundan özellikle istiyor. Cidden şaşıyorum. Halbuki, iyileştirirken bir yandan da nelere sebep oluyor bir bilseniz.

İlk yazımda, probiyotiklerden bahsetmiştim. Vücudumuzda bize yarar sağlayan en yakın dostlarımız diye belirtmiştim. Bağırsaklarda yaşayarak, bizleri hastalıklara karşı koruyorlar. Eğer biz antibiyotik içmek zorunda isek; hastalık yapan bakterilerimiz ölürken, probiyotiklerimiz de maalesef ölüyor. Bağırsak sorunları artıyor (ya ishal, ya da kabızlığa neden oluyor).  Çünkü, probiyotikler ölünce fırsatçı bakterilerimiz daha fazla ürüyorlar. Haliyle immün sistemimiz de bir yandan çöküyor. En kötüsü probiyotiklerimize etkisi.

Yetmedi! Alerjik sorunlar oluşabiliyor. Hafif kaşıntı ile başlayıp, daha ileri boyutlara gidebiliyor. Karaciğerin rutin fonksiyonlarına etki ediyor. Böbreklerde toksik etki yaratarak böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Eğer bünyeniz zayıf ise; mide bulantısı ve kusma yapabiliyor.

Aslında bu konu uzar gider ama mümkünse eğer ek tedavi yöntemleri ile direnebiliyorsanız istirahat ederek hastalığı atlatmaya çalışın derim. Ben öyle yapıyorum. Antibiyotiklerden uzak durmak için savaşıyorum. Beslenmenize, gıda takviyelerinize, uykunuza, sporunuza dikkat ederek antibiyotiğe zaten hiç gerek duymayacaksınız ;)


Sevgi ve sağlıkla kalın…

29 Kasım 2016 Salı

Doğal Yağlar ile Bakım

Selam herkese…
Bugün sizlere cilt üzerinde ve farklı alanlarda kullandığım 3 adet doğal yağdan bahsedeceğim. Ben bu yağları günlük hayatta kullanıyorum ve gerçekten de çok memnunum. Haydi, hep beraber inceleyelim şimdi J

Satın almadan önce dikkat etmeniz gereken önemli nokta kesinlikle soğuk pres yöntemi ile elde edilmiş olması. Bu önemli çünkü bu sayede içerisindeki vitamin mineral vb. yok olmuyor, haliyle sizde gerçek ve doğal olduğundan dolayı memnun kalıyorsunuz. Şişelerin küçük göründüğüne bakmayın, bayağı kullanıyorum J


Eklediğim resimde en solda görmüş olduğunuz kayısı çekirdeği yağı. Demin söylediğim gibi soğuk pres ile üretilmiş. A vitamini içeriği bakımından çok zengin. Bu sayede cildi çok iyi nemlendiriyor. İnce kırışıklıklar üzerinde etkili. Yağlı-karma ciltler gönül rahatlığı ile kullanabilir ki bende öyleyim, sorun yok! J Temizlenmiş cilde uyumadan önce haftada 2 kez kullanıyorum. Fazla kullanımı A vitamini içeriği yoğun olduğundan tüylenme yapabilir. Ufak bir bilgi; eğer seyrek kaşlarınız var ise uyumadan önce her gün sadece kaşlarınıza sürebilirsiniz J

Diğer doğal yağ ise; lavanta yağı. Eğer kendinizi gergin, sinirli hissediyor iseniz tedaviniz burada. Kokusu gerçekten çok rahatlıyor. Uyku probleminiz var ise bir su bardağına 5-6 damla lavanta yağı damlatıp başucunuza koyun. Bebek gibi bir uyku sizi bekliyor olacak. Denedim eminim J Cilt üzerinde ise; tonik olarak kullanıyorum. Kaynamış ve soğumuş olan suyu 50 ml.lik boş şişeye aktarıyorum. Üzerine 10-15 damla lavanta yağı damlatıp buzdolabında saklıyorum. Özellikle yazın soğuk olduğu için çok iyi geliyor. Antibakteriyel etkisi olduğundan dolayı sivilce, akne problemlerine de etkili. Denedim, eminim J Son olarak mide bulantısına ve odadaki kötü kokulara da çok iyi.

Gelelim biberiye yağına. Cildi bu yağ kadar sıkılaştıran başka bir şeyle henüz tanışmadım. Seyrelterek haftada bir gün yüzüme uyguluyorum ve sıkılaştırma etkisi yüksek. Kan dolaşımını müthiş hızlandırıyor. Selülitler için kullanabilirsiniz. Önemli olan sürüp masaj eldiveni yardımı ile 10-15 dk. boyunca bölgeye masaj yapmanız. Ben denemedim selülit sorunum yok diye ama arkadaşım yüksek faydasını gördü. Ayrıca egzama sebebi ile cildinizde kuruma, kızarıklık vb. sorun var ise seyreltilmiş halini pamuk yardımı ile tampon hareketle uygulayın. Bende kronik egzama olduğundan bunu da denedim J

3 yağı da ayrı ayrı tavsiye ederim. Doğal olan hiçbir şeyden zarar gelmez. Önemli olan kullanıma dikkat etmek J


Sevgiyle kalın…

27 Kasım 2016 Pazar

Bitki Çayları ve Etkileri

Selam J
Bugünde birazcık tam şu zamanlarda çok fazla tükettiğimiz bitki çaylarından bahsedeceğim.
Çay aslında tedavi edici bitkilerin bazı bölümlerinin bizlere faydalı olan içeriğinin çözücüye geçmesidir. Biliyorsunuz ki bazı çaylar direk sıcak su ile karıştırılarak, bazıları da soğuk su ile direk kaynatılarak tüketiliyor. Bunun sebebi ise içeriğinde hangi madde varsa onu en saf hali ile tüketmemiz J Eğer bitki sıcak suya direk eklenip 10 veya 15 dk. sonra süzülüp içiliyor ise buna infüzyon yani demleme diyoruz. Eğer soğuk suya ekleyip kaynatılıp süzülüp içiliyor ise dekoksiyon yani kaynatma yöntemi diyoruz.

Bitkinin yaprak, çiçek gibi yumuşak kısımlarını kullanacaksak demleme yöntemini, kök, kabuk, odun gibi sert kısımlarını kullanacak isek kaynatma yöntemini kullanmalıyız.
Kokulu bitkilerden çay elde edeceksek (karanfil, anason, nane, kekik gibi) demleme yöntemi idealdir. Yani aslında hep yapılan nane limon yöntemi yanlış olmuş oluyor. Doğrusu nane limonu demleme yöntemi ile yapmaktır, kaynatma ile değil J




Bitkileri 15 dk. dan fazla sıcak su içerisinde asla tutmamız gerekmektedir. 15 dk. dan sonra toksik maddelerini suya geçirerek artık bize zarar verirler bu da önemli noktadır. Siyah çay içinde geçerlidir bu. 15 dk. sonra süzmek gereklidir aslında.

Son olarak ise; çocuklarda ve özellikle de hamilelerde bitki çayı tüketimi olmamalıdır. İnanın bitkiler vücutta yüksek derecede etkiye sahiptir. Bu sebeple bilinçsiz kullanmamaya çok dikkat edilmelidir. Kapalı olarak satın alıp tüketmeye dikkat edin lütfen. Açık satılanlardan uzak durun derim J
Unutmadan günde en fazla 3 bardaktan fazla da tüketmeyin derim bunun sebebi ise; çaydaki kafein oranı çok çok yüksek. Kafein fazlası da vücuda zararlıdır.

Sevgiyle kalın…

26 Kasım 2016 Cumartesi

Glikolik asit ve Hyaluronik asit ile Cilt Bakımı

Selam…
Bugün sizlere cilt üzerinde kullandığım glikolik asit ve hyaluronik asitten bahsedeceğim. Öncelikle şunu belirteyim; gerçekten çok araştırdım. Kararsız kaldım kullanıp kullanmamak konusunda ama sonunda bir cesaret geldi ve dedim ki bunu yapabilirsin bir şey olmayacak J

İlk olarak bu asitler nedir onlardan bahsedeyim. Glikolik asit doğal olarak şeker kamışından elde ediliyor. Cilt üzerindeki etkisi ise; cildin üst tabakasındaki ölü hücreleri parçalıyor ve ciltte zamanla çok küçük yani mikro boyutta soyulma yapıyor. Bu sayede taze bir cilde geçmiş oluyorsunuz. Yani derinlemesine temizlik yapıyor.


Glikolik asidi yüzümü iyice temizledikten sonra akşamları bir pamuğa çok az miktarda dökerek ve yüzümde bastırmadan tampon hareketlerle uyguluyorum. Önemli nokta ilk defa kullanacağım için %10’luk olarak temin ettim. %10’luk bile ufak yanma hissi yaratıyor ama 1-2 dk içerisinde geçiyor. Normalde yıkayın diye belirtiliyor ama ben %10 olduğu için hiç yıkamadım ve uyguladıktan 10-15 dk sonra nemlendiricimi uyguladım. 


Hyaluronik asit ise; mükemmel bir nemlendirici. İnce kırışıklıklarda da etkili ve jel kıvamında. Bunu da haftada 3 kez glikolik asitten 10-15 dk sınra kullanıyorum. Gerçekten sabahları aşırı nemlenmiş, yumuşacık bir cilt ile uyanıyorum. Bu asidin görevi ise; cildin 2. Tabakasına kadar geçerek, kollojen dokuyu arttırması ve ufaktan sıkılaştırma yapması. Kesinlikle bunu yapıyor.

Benim cildim; t bölgesinde arada yağlanma olan normal-karma bir cilt. Asla sivilce vb. bir sorun yaşamadım. Tam tersi yüzüm daha aydınlık ve canlı oldu. Glikolik asidi eğer  %10 üzeri kullanacaksanız kesinlikle 3-5 dk sonra yıkamanız gerekiyor. Sonra nemlendirici ve haftada 2-3 kez sadece hyaluronik asit kullanın. İkisini de kesinlikle günde 1 kez akşamları kullanın. 3 aylık tedavi süreci olarak kullandım ve sonra bıraktım. Glikolik asidi göz altlarınıza değdirmeyin ama hyaluronik asidi göz altlarına yedirebilirsiniz. Ben öyle yapıyorum J

Nereden temin ettiğimi merak ederseniz yorumdan sorabilirsiniz.


Sevgiyle kalın…

24 Kasım 2016 Perşembe

Alkali Yaşam Demek Uzun Ömür Demek!

Selam,

Öncelikle tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü'nü kutluyorum..

Bu yazımda da alkali bir hayat nedir, vücudumuzu nasıl alkali hale getiririz, bize faydaları nelerdir bunlara değineceğim. Öncelikle alkali demek vücudumuzu daha bazik hale getirmek demektir. pH dengesi hakkında az çok bilgiye sahip iseniz; bazik ortamlarda bakteri, mantar gibi küçük organizmaların çok nadir yaşadığını biliyorsunuzdur. Bu sayede bizde vücudumuzu eğer alkali yaparsak; hem hastalıklardan uzak dururuz hem de yaşam standardımızı yükseltmiş oluruz. Aslında çok basit bir mantık var. Önemli olan ufak ama doğru bilgiler yardımı ile vücudumuzu tanımak!
Peki nasıl alkali vücut elde ederiz;
Tabi ki tükettiğimiz gıdalar ile. Yeşil yapraklı çiğ sebzeler yüksek alkali etkiye sahiptirler. Aynı zamanda birçok vitamin de barındırmaktadırlar. Ya direk yenilerek ya da suyu içilerek tüketilmesi gerekir. Ama benimde kendimde uyguladığım ve müthiş bir gıda olarak nitelendirdiğim, asla vazgeçmediğim alkalim Limon J

Gün içerisinde tükettiğim 3 litre suyun 2 litresini limonlu olarak tüketiyorum. Kan şekerimi de dengelediğinden ve vitamin içerdiğinden dolayı da kendimi çok zinde hissediyorum. Alkali bir vücutta elde etmiş oluyorum. Suyun ne çok soğuk ne de çok sıcak olmamasına, ılık olmasına özen gösteriyorum.
Bunun dışında haftada 1 kez karbonatlı su tüketiyorum. (Kansere iyi geldiğine dair makaleler okudum, daha sonra tek konu olarak yazacağım). Hastalıklara mükemmel olumlu etki yapıyor tabi midenizde sorun yok ise.
Benim alkali hayatım bu şekilde, günlük diyetime ve sporuma da özen gösterdiğim için, ayrıca aldığım bir takım gıda takviyelerinden de dolayı kolay kolay hasta olmuyorum. Gıda takviyeleri konusunu özellikle yazacağım…

Sevgiyle kalın…

23 Kasım 2016 Çarşamba

Çay Ağacı Yağı ile Mucize Etki

Selammm…
Bir önceki yazımda Hindistan cevizi yağından bahsetmiştim. Birçok kullanım alanı olmasına rağmen sadece koltuk altındaki kullanımına değinmiştim.

Şimdi sizlere denemiş olduğum ikinci bir doğal deodoranttan bahsedeceğim. Yaklaşık son 1 aydır kullanıyorum ve bundan da çok memnunum. Ürün ne mi?
Çay ağacı yağı!

Aslında bununda vücutta kullanım yerleri saymakla bitmez. O kadar etkili ki ve bir o kadar da ağır bir yağ. Bu yüzden çoğu alanda seyreltilerek kullanılması gereklidir. Ben de öyle yapıyorum.
Gelelim kullandığım alanlara; ilk olarak eğer vücudumda kesik vb. yara var ise yara üzerinde kullanınca gerçekten çok çabuk kapanma oluyor. Akşamdan bir sivilce oluşumu var ise, sivilcenin üzerine çok çok az bir miktar uyguluyorum. Sabah uyandığımda mutlaka sönmüş oluyor. Antibakteriyel ve antifungal etkiye sahip olduğu için, hem bakteri bazlı sorunlarda (sivilce ve ter kokusu gibi) hem de mantar bazlı sorunlar da (ayak kokusu olabilir) kullanabilirsiniz. Ama mutlaka ürünün gerçek olmasına ve seyreltmeye dikkat edin. Hatta vücudunuzda bir bölgede ufak bir deneme yapıp, kızarıklık, yanma vb. şikayet oluşmuyor ise devam edebilirsiniz.
Koltuk altlarına ise; ben en az %50-%50 oranda seyreltip çok çok az bir miktar uyguluyorum. Bir damladan bile az. Sonuç gerçekten sıfır koku!

Son olarak ise; bende maalesef strese bağlı kronik egzama var. Dönem dönem artış gösteriyor. Ve çay ağacı yağı sayesinde ben bu illetten neredeyse kurtuldum! O kadar fazla kortizon kremleri kullandım ki. Ama bir müddet sonra tekrarlama oluyordu. Yani kalıcı uzun vadede sonuç elde edememiştim hiç. Şu anda çok nadir olarak tekrarlama oluyor. Hemen çay ağacını uyguluyorum ve mükemmel sonuç J

Ben Rossman’den satın oluyorum. Fiyatı 10 tl ve çook uzun kullanıma uygun.


Sevgi ve sağlıkla kalın, hoşçakalın…

22 Kasım 2016 Salı

Kimyasal İçermeyen Ev Yapımı Doğal Deodorant!

Selam tekrardan…

Aslında bu konu benim en çok ilgimi çeken konulardan oldu her zaman. O kadar uğraştım ki deodorantlardan uzak durmak için. Başlarda içeriği daha temiz olanlara yönelmeye çalıştım. Özellikle alüminyum içermeyenler deodorantlara veya roll-onlara. Fakat yine de istediğim sonucu alamadım ve kullanırken de hep tedirgin oldum.  


En son doğal yağlara yönelmeye karar verdim. Akademik makaleler incelemeye başladım. Hemen hemen hepsini iyi bir biçimde öğrendim. İçerikleri nedir, nerede ne için kullanılırlar vb. gibi birçok şey. Hem satın alma konusunda zorluk çekilmemesi, hem de zararı hiç olmamasından dolayı son kararı organik Hindistan cevizi yağında kullandım.

Boş bir kaba (yuvarlak küçük krem kapları Gratislerde veya Watsonslarda bulabilirsiniz) Hindistan cevizi yağını ve bir tutam da karbonatı ekledim. Kap içerisinde karıştırarak macun kıvamına getirdim. En son 1 ya da 2 damla lavanta yağı damlattım. Bunun sebebi ise; sadece Hindistan cevizi bir müddet sonra kötü kokabiliyor. Ama lavanta yağı damlatınca asla böyle bir sorun oluşmuyor. Hem lavanta yağı da antimikrobiyeldir. Daha sonra yağları teker teker anlatacağım. Hepsi ayrı birer konu aslında J


Kullanımı ise; her gün duştan sonra az bir miktar koltuk altlarınıza uygulayın. Kurumasını, emilimini bekleyin sonra giyinin. Hem giysilerde lekeye sebep olmuyor, hem de tertemiz kokuyor. Fakat en fazla 10 saat kalsın maksimum yani. Sonra kesinlikle ya duş alın ya da koltuk altlarınızı yıkayın.
Sıfır koku, sıfır kimyasal!..

Not: Değindiğim konu kendi bilgilerimle sınırlıdır. Eğer yara, kızarıklık vb. bir sorununuz var ise lütfen doktora başvurunuz.


Sevgiyle kalın…

21 Kasım 2016 Pazartesi

En İyi Dostlarımız Probiyotikler...

Selam,

Yepyeni bir blog ile sizlerleyim... Haydi ilk yazımı birlikte okuyalım 🙌

Ne kadar da önemlidir aslında bu dost bakteriler değil mi? Ne yazık ki önemine çok az değinilmiştir her zaman. Hâlbuki sağlıklı bir vücut için gereklidirler. Doğal bağırsak florasında bulunarak, vücudumuzda mikrobiyal denge sağlarlar. Haydi, gelin şimdi onları tanıyarak, etkilerini görerek dost olalım adım adım!


1. İmmün Sisteme Müthiş Etki
Sağlıklı beslenmenin immün sisteme yani bağışıklık sistemine etkilerini az çok sizlerde biliyorsunuzdur. Günlük diyetimizde tükettiğimiz gıdalar, bizlere hem dengeli hayat sağlar hem de ileriki yaşlara sağlık yatırımı yapmamıza yardımcı olur. Peki diyelim ki günlük diyetimize zaten dikkat ediyoruz ve herhangi bir sağlık problemimiz yok. Bununla beraber kendimizi dış etkenlere karşı korumak ve bağışıklığımızı daha fazla güçlendirmek adına probiyotik tüketmiyoruz. Bunun bize etkisi ne mi olur? Hemen belirteyim, belli bir zaman sonra mutlaka vücudumuz zayıf düşer ve ek savunmaya ihtiyaç duyar. İşte tam bu noktada probiyotikler devreye girer. Peki, etki mekanizması nedir? Vücutta patojen yani zararlı olan mikroorganizmaları kontrol ederek bir denge sağlarlar. Bu sayede de immün sistemi güçlenir.

2. Bağırsaklara Etki
Bağırsak problemleri maalesef her geçen gün artmaktadır. Belirtmem gereken bir şey var ki bunda en önemli etken probiyotik eksikliğidir. Kendi akademik hayatımda öğrendiğim en önemli şey kesinlikle bağırsak florasındaki probiyotiklerdir. Tıp dünyası şuanda insanın aslında iki beyni olduğuna değiniyor. Eğer beynimiz gibi bağırsağımız da işlevini yitirirse bu da bizim ölümümüz demektir. Bağırsaklardaki canlı bakteriler arasında tabi ki de dost olmayanlar da bulunuyor. Dost bakterilerimiz ise onlarla savaşarak bir denge yaratıyor ve galip gelen vücudumuz olmuş oluyor.


3. Kabızlığa Etki
Bildiğiniz gibi kabızlıkta maalesef büyük bir sağlık sorunudur. Sindirim sistemindeki problemlere bağımlı olarak bağırsaklarda hareketliliğin azalmasıdır. Tabi ki sıvı tüketimi azlığının etkisi büyüktür özellikle de su. Ama probiyotikler kabızlık için en iyi dostlarımızdır. Bağırsaklarda dost bakterilerimizin sayısını arttırarak, hareketliliğin artmasına neden olur bu şekilde de kabızlık sorunu minimuma iner.

Peki dışarıdan alınan probiyotik takviyeleri işe yarıyor mu? En önemli unsuru kesinlikle mide asidinden ve safra tuzlarından etkilenmemesi gerekir. Eğer etkilenirse maalesef kendilerinin ölümüyle sonuçlanır ve bize olumlu etkisi asla olmaz. Diyelim ki etkilenmeden bağırsağa kadar geldi. Bağırsakta bulunan hangi maddeler probiyotikleri yine olumsuz etkiler. Kafein, alkol, toksinler, antibiyotikler (bununla ilgili ayrıca bir konu yazacağım), doğum kontrol hapları, stres, kötü beslenme gibi. Bu etkenlerde probiyotik sayısını azaltarak bize olumsuz etkiye sebep olur. Alınan takviyedeki probiyotik sayısı ve içerisinde prebiyotikler de önemlidir, bunu da atlamamak gerekir. Prebiyotikleri ise probiyotiklerin besinleri gibi düşünün. Sonuçta bu dostlarımızda canlı kalması gerek değil mi?


Son olarak gelin takviye dışında hangi gıdalar probiyotik içeriyor ona bakalım;
Kefir, yoğurt, turşu, boza gibi fermente ürünler doğal olarak probiyotik içermektedir. Çünkü bunların fermente gıdaya dönüşmesi için probiyotik gerekir. Ne kadar fermente olursa o kadar fazla probiyotik bakteri içeriyor demektir.

Özet olarak probiyotiklere değinmeye çalıştım. Ama unutmayın bunlar çok yüzeysel bilgiler. Belki daha sonra etki mekanizmalarını ayrıntılı bir şekilde yazarım ne dersiniz!

Tekrar görüşmek üzere sevgiyle kalın…🙋


Powered by Blogger. Blogger Template by Intikali.org. Supported by Iskael and BlogSpot Design.